Yakup Kadri Karaosmanoğlu Kimdir?

23
95
Yakup Kadri Karaosmanoğlu Kimdir

Yakup Kadri Karaosmanoğlu Kimdir? Yaşamı, Yazınsal Kişiliği, Eserleri


A. HAYATI

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, 27 Mart 1889’da Mısırın başkenti’de doğar. Babası Karaosmanzâdelerden Abdülkadir Bey, anası İkbal Hanım’dır. Yakup Kadri 17. yüzyıl sonlarında adı tarihimize karışan, Karaosmanoğulları’nın adam kuşaktan gelen torunlarındandır. Ailesi Yakup Kadri 6 yaşlarındayken Manisa’ya yerleşir ve takriben 7 yıl burada kalır. Yakup Kadri için Manisa fazlaca ehemmiyetlidir. Çocukluğunun bir sürecinin geçmiş olduğu bu yeri şöyleki anlatır:

“Küre-i arzın hiçbir suyu bana bunun kadar, munis ve bildik değildir; çocukluğumun en rahatlı günleri Gediz Çayı’nın kenarında geçti… Rastgele bir derme çatma tekneye atlayarak bu adaların aralarında dolaşmak en sevdiğim eğlencelerden biriydi. “

Yakup Kadri burada Çaybaşı Feyziye Okulunda ilköğrenimine adım atar (1901-1903). İlkokul devresinde dahi büyük bir okuma hevesine haizdir. Haneleri kitap dolu zengin bir ailenin çocuğudur. Anası onun eğitim ve terbiyesine önem vermiştir. Tüm Türk analarının kendisine benzemesini istediği anası, ona kış gecelerinde Ekmekçi Hanım, Monte Cristo şeklinde romanlar okur. Bunların kendisinde edebiyat aşkı uyandırdığını söyler. Annesinin okumuş olduğu Monte Cristo onda derin etkisinde bırakır bırakır.

Aile 1903 senesinde İzmir’e göç eder. Yakup Kadri burada İzmir İdadisi’ne devam eder. İzmir’de tanımış olduğu Akhisarlı Abdullah Rahmi, Yakup Kadri’yi edebiyata yönelten kişidir. İzmir İdadisinde okursa da (1903-1905) bitiremeden babasının vefatı üstüne annesiyle birlikte Mısır’a döner. İskenderiye’de Fransız Frerler Okulunda ve İsviçre Lisesinde okuyarak ortaöğrenimini bitirir (1908). II. Meşrutiyet’ten birazcık ilkin ailesiyle Türkiye’ye gelip İstanbul’a yerleşir. 1908’de Mekteb-i Hukuka kaydolarak üçüncü sınıfa kadar okur.

İzmir’den arkadaşı Şahabeddin Süleyman’ın teşviki neticesinde, Refik Halid (Karay), Ali Faik (Ozansoy), Celal Sahir (Erozan) ve Müfit Ratip’in toplantılarına katılır. Bu toplantılar Fecr-i Âti’nin kuruluşunu hazırlar. 1917 seneye kadar Yakup Kadri, edebiyatta ferdiyetçi bir davranış sergiler.

Osmanlı için felaketin ve acıların yaşandığı 1912-1918 seneleri içinde, edebiyatta millîleşmenin ortaya çıkmış olduğu görülür. 1916 seneninden itibaren Yakup Kadri, acıları, savaşları içeren hikâyelerini İkdam’da neşretmeye adım atar. 1916-1917 yıllarında Üsküdar idadisi’nde edebiyat ve felsefe muallimliği yapar.

Ondan sonra İsviçre’de bir süre tüberküloz rehabilitasyonu görür. İstanbul’a döndüğünde ikdam gazetesi yazarı olarak Millî Mücadeleyi destekleyen yazılar kaleme alır (1919). Ondan sonra Ergenekon adlı kitabında toplayacağı bu yazılarından dolayı 1921’de Ankara hükümetinin çağrısı üstüne Anadolu’ya geçer. Savaştan sonrasında Tedkik-i Mezâlim Kurulunda görevli olarak Kütahya, Simav, Gediz, Eskişehir, Sakarya civarını dolaşır. II. Büyük Millet Meclisi’ne ilkin Mardin (1923-1931) hemen sonra da Manisa (1931 -1934) milletvekili olarak girer.

Milletvekilliği müddetince Hâkimiyet-i Milliye, Cumhuriyet ve Milliyet gazeteleriyle, imtiyaz sahipliğini yapmış olduğu Kadro mecmuasında edebî ve politik yazılar kaleme alır. Kadro, Atatürkçü devrimleri yanlış açıklamış olduğu ve temel ilkelerin saptırılmak istendiği iddialarından dolayı kapatılır. Kadro mecmuası ve Yakup Kadriyle ilgili Adile Ayda edebî anılarında şunları aktarır:

“Yakup Kadri’nin kayınbiraderi Burhan Doküman ve arkadaşları aralarına Yakup Kadri’yi de alarak Kadro adlı bir dergi çıkartmağa başlamışlardı. Mecmua bugünkü deyimiyle solcu bir mecmua idi ve hepimiz Yakup Kadri’nin bu işe karışmasına şaşıyordu. Mustafa Kemal Atatürk’ün bu dergiye fazlaca sinirlendiği söyleniyordu. 1934 senesinde Mustafa Kemal Atatürk’ün sabrı tükendi ve mecmua kapatıldı. Gazi mecmuayı kapatmakla iktifa etmedi. Çıkaranları çil yavrusu şeklinde dağıttı. Yakup’a da sefirlik şeklinde piyango isabet etti. Amma kim ne derse desin. Bu bal şeklinde sürgündür… “

Böylelikle Yakup Kadri 1934’ün sonlarından itibaren Tiran, Prag (1935-1939), Lahey (1939-1940), Bern (1942-1949), Tahran (1949-1951) ve yeniden Bern (1951-1954) elçilik görevleriyle ‘mecburi diplomatlık’ mesleğine girmiş olur. 1955’te emekli olarak Türkiye’ye döner.

27 Mayıs 1960 İhtilâlinden sonrasında kurucu meclis azası ve Cumhuriyet Halk Partisi Manisa milletvekili (1961) olur. 1962’de Mustafa Kemal Atatürk ilkelerinden uzaklaştığını ileri sürerek partisinden ayrılır. 1965’te politik hayata tamamiyle veda eden Karaosmanoğlu’nun son resmî görevi Aa İdare Heyeti başkanlığıdır. 13 Aralık 1974’te Ankara’da can veren Yakup Kadri, istanbul-Beşiktaş’ta Yahya Efendi Kabirliğine anası ikbal Hanım’ın yanına defnedilir.

B. ŞAHSİYETİ VE SANATI

Hasan Ali Yücel, Yakup Kadri’nin karakter özellikleri ile ilgili şunları söyler:

“Ara ara kendisini yaralayan, hırpalayan gövde felaketleri ve acıları, bu narin vücut içinde, onun sinirlerini en korkulu sarsıntılara dayanır hale getirmiştir. Istırap, Yakup Kadri’nin tüm hayatında zekasını ve duygusunu biledi. Yapıtlarındaki ve hayatındaki şimşekler, daha fazlaca menfi elektrik yüklü bulutların çakışlarıdır. Fakat bu hal, onu asla somurtkan bir insan yapmamıştır. Zira içi yaşam doludur, hareket doludur. “

Çocukluğunun ilk seneleri Mısırın başkenti’de geçtiğinden Mısır’ın egzotik havası onun hayal abuhavanını etkisinde bırakır. Burada Batı ve Doğu sanatçılarını, âlimlerini okuyup tanıma fırsatı bulur. İzmir’de Akhisarlı Abdullah Rahmi ona edebiyat aşkını aşılar. Ahmed Midhat, Muallim Naci, Recaizade Mahmud Ekrem ve Abdülhak Hamid Tarhan’ın yapıtlarını okur. O günleri bir yazısında Yakup Kadri şöyleki dili getirir:

“Baha Tevfik, Şehabeddin Süleyman ve ben birbirimizden asla ayrılmaz coşkun şiir meczubu idik. İzmir askeri kahvesi ve Kemeraltı’nda Giritli Ali Efendi’nin kütüphanesi her günkü içtimai yerimizdi. Baha Tevfik mühtehzi ve reybi, Şehabeddin Süleyman coşkun ve gürültücü; ben, utangaç ve sükûtî akşama doğru mektepten çıkar çıkmaz koltuğumuz altında bir yığın kitap, bizi bekleyen genç zabit Ömer Seyfettin ile müzakereye giderdik. “

1908 seneninde Şehabeddin Süleyman’la Umut mecmuasını çıkarır. İbsen’in Hortlaklar yapıtına nazireolarak Nirvana adlı tiyatrosunu yazar. Yazı yaşamının başlarında daha ziyade tenkitleriyle tanınan Yakup Kadri’nin çeşili yazıları Çığır, Dergâh, Genç Kalemler, Güzel Sanatlar Mecmuası, Yaşam, İctihad, İnci, Jale, Alan, Çevre, Musavver Çevre, Musavver Eşref, Musavver Hâle, Peyâm-ı Edebî, Nevsâl-i Millî, Resimli İstanbul, Rübâb, Servet-i Fünûn, Şebâb, Şiir ve Tefekkür, Tercüman, Tercüman-ı Hakikat, Türk Yurdu, Varlık, Yeni İstanbul, Yeni Dergi, Yeni Nesil şeklinde gazete ve dergilerde yayımlanır.

1909 senesinde Fecr-i Âti topluluğu içinde bulunur. İlk kez bir edebiyat topluluğu içinde yer edinen Karaosmanoğlu, bunun verdiği heyecanla atılgan, yöneltilen yapıtlara sıcaklıkla cevaplar. Yahya Kemal’in neo-klasik bir edebiyat ortaya koyma çabalarının neticesi olan nev-Yunânîlik bir süre onu etkilemiştir. Yakup Kadri, 1912 Balkan Harbi’ne dek, ‘sanat şahsî ve saygıdeğerdir’ düsturu ile yazılar yazar; sadece memlekette düşman top sesleri duyulmaya başlandıktan ve yakılan köyleri gördükten sonrasında, sanatın şahsiliğinden sıyrılarak toplumsal olana yönelir.

1933 senesinde Kadro’da çıkan yazısında, “Garp emperyalizmasının kandan ve yağmadan gözü dönmüş kurt sürüleri, tüm vahşeti ile bizim perişan ağıllarımız üzerine de hücum etti ve ortada, ne edebî cemiyetlerden ne mukaddes sanat davalarından yapıt kaldı. O zaman tüm acı ve serahatiyle anladım ki, istiklali uğrunda o aşama ter döktüğüm sanat, ilk olarak bir cemiyetin, bir milletin ifadesi” diyerek sanat görüşündeki değişimi izah eder. Yakup Kadri kendi sanatındaki bu değişimi, Kiralık Konak’ın ozan kahramanı Hakkı Celis’e de söyletir:

“Üye oldukları milletin itikadarını, gazalarını, hezimetlerini, üzüntü ve neşatını terennüm eden o büyük halk ve millet şairleri, benim için daima kutludurlar. “

I. Dünya Savaşı ve yaşanılan hüsranlar, Karaosmanoğlu’nu, romantizme, derhal peşinden mistisizme yönlendirir. Erenlerin Bağından adlı yapıtını bu hislerle kaleme alır. Sürekli bir arayış içinde olan yazar, İstiklal Harbi’nden sonrasında ümitsiz ve kötümser halinden kurtulur. Naturalizmin ağır basmış olduğu bir anlayışı benimser. Eserlerinde geçmişinden sürekli faydalanır. Bir röportajında anılarının eserlerine iyi mi yansıdığını anlatır.

“Zati ben tüm romanlarımı anılarımla yazdım. Gördüklerimin ve duyduklarımın anısı. Ben muhayyilesi zayıf bir insanım. Öyleki zannediyorum ki, bende en güçlü olan taraf duygu belleğidir. Duymuş, yaşamış olduğum hisleri fazlaca iyi anımsarım ve işte eserlerimde hep onları anlatırım. “

Yakup Kadri, Millî Savaşım yıllarında Incelem-i Mezalim Kurulu’yle memleketi dolaşırken görmüş olduğu manzaralardan sonrasında, millî edebiyatın vatanını Anadolu’da bulacağını anlamış olur. Millî Cenk Konularında ve Yaban’la süregelen roman serisinde bundan sonrasında hep bu toprakların hikmetini ifade edecektir:

“Asla iğrenmeden, asla korkmadan, çekinmeden, bu tozlara, bu topraklara doğru eğileceğiz; onları terimiz ve gözyaşlarımızla yuğuracağız ve hasretini çektiğimiz güzellik anıtını işte bu çamurdan ve bu hamurdan yapacağız. “

Sanatkârâne ifadeyi asla bırakmamakla beraber, Yakup Kadri, üslûbunun gücü ile gerçeğin trajedisini birleştirir. Millî Savaşım’nin bir destan olduğuna inanır. O günlerde yazılmış yazılarını ve hikâyelerini Ergenekon isimi altında toplaması bu arzusunun ifadesidir.

Geniş kültür birikiminde birbirinden değişik pek fazlaca şahsiyet ve akımın izleri bulunan Yakup Kadri’nin mensur şiir seçimi tecrübeleri başta olmak suretiyle yapıtlarında tasavvufi hikmetler, Kitâb-ı Mukaddes’ten kıssalar, Yûnus Emre, Fuzûlî, Karacaoğlan şeklinde yerli şairlerin yanında İbsen, Maeterlinck, Proust, Nietzsche, Bergson şeklinde Batılı yazar ve feylesofların da tesirleri görülür.

Kendisinin de kabul etmiş olduğu şeklinde Fransız gerçekçi ve natüralistlerini benimsemiş olan Yakup Kadri’nin romanları bu akımlara uygunluk gösterir. Bunlarda daima bozulan cemaat ve fertleri mevzu almış, kahramanlarını da muhayyilelerinde canlandırdıkları ile cemaat gerçeğinin çarpışmasından doğan hayal kırıklığına uğramış kişilerden seçmiştir. Bilhassa adam kahramanların yaşam karşısında kötümser, tatminsiz, hem de psikopat olmaları, yaşamı ızdırap verici ve çekilmez kabul etmeleri daima kötüyü analize çalışan naturalizm akımına uygun düşmektedir. Daha ilk hikâyelerinden başlayarak kötülüklere, musibetlere, günaha mahkûm, çoğunlukla istem fakiri olarak çizilen kahramanlar Yakup Kadri’nin karakterine uygun düşen fatalizmden (kadercilik) meydana gelmektedir. Kenan Akyüz, onun yapıtlarında kullandığı üslûbu ile ilgili şunları söyler:

“Tüm romanlarını -Bir Serencam’daki ilk hikayeleri hariç- tüm hikayelerini toplumsal temalara dayandıran Karaosmanoğlu’nda sağlam bir gözlem kabiliyeti vardır. Sağlam bir üsluba haiz olan yazar, karakterlerini yapıtlarında başarıya ulaşmış olarak canlandıran ve düşünce itibariyle yüklü olan roman, hikayelerini bu kuruluktan kurtarabilmek için birer aşk ilave etmiştir. Lakin ikinci tasarıda kalan bu aşk vakalarından başka, roman ve hikayelerini cazipleştiren aslolan mühim âmil, onun titiz bir üslûbçu oluşudur. Gerçekten onun üslûbu, Halid Ziya’dan sonrasında, son devir Türk romanında görebildiğimiz en sağlam üslûbtur.”

C. ESERLERİ

Romanları

1922-1956 içinde 9 romanı yayımlanmış olan Yakup Kadrinin bu eserlerinin en belirgin özelliği bir devir romanı (dere roman) oluşlarıdır. Türk toplumunun 75 senelik tarihini sıraya koymak istediği için romanları bu şekilde nitelendirilmiştir. O, bir çöküş süreci romancısıdır. Bu seçim onun karamsar dünya görüşüne uygun olmakla birlikte, o ayrıca yaşamış olduğu devrin şahitliğini da üstlenir. Her bir romanı, çöken Osmanlı’yı oluşturan bir müessesenin yozlaşmasını ele alır.

Yakup Kadri topluma, kişilere ve vakalara kendi karakteri ve fikirleri açısından bakan bir romancıdır. Romanını besleyen kaynaklar, yazarın hususi yaşamı, duygu, düşünce ve anıları ile toplumun geçirdiği tarih dönemleri ve büyük hadiselerdir.

Millî Savaşım’ye kadar yazdığı romanlarındaki kahramanlar karamsar ve pasifken, hemen sonra yazdıklarında bu kahramanların mücadeleci ve etken oldukları görülür. Romanlarının çoğunda kendine benzer tipler oluşturur: Kiralık Konak’ta Hakkı Celis, Nur Baha’da Macit, Yaban’da Ahmet Celal, Yakup Kadri şeklinde düşünür ve davranırlar.

Kiralık Konak (1922): Tanzimat’tan I. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar yetişmiş üç neslin düşünüş ve yaşayışlarındaki farklıkları ele alarak ailenin çöküşünü anlatır. Üç nesli barındıran konak, Osmanlı’nın simgesidir. Seniha, Faik, Hakkı Celis hiçbir sağlam değere haiz değillerdir.

Nur Baba (1922): Anadolu’nun Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında büyük ehemmiyet taşıyan dergahların cemiyet için zarar veren bir hale dönüşmelerini ele alır. Yakup Kadri’nin en fazlaca tenkitlen eseridir.

Karar Gecesi (1927): Siyasal bir romandır. Yakından tanımış olduğu siyaset ve medyanın yozlaşmasını anlatır.

Sodom ve Gomore (1928): İşgal altındaki Osmanlı’nın başkenti olan İstanbul anlatılır. İstanbul artık Yaradan’nın lanetine uğrayan şehirlere dönmüştür. Bu eserde kendi kolay çıkarları için Türk zaferine sırt çevirmeye çalışan insanları eleştirel bir üslupla ele alır ve bu şehrin sadece ateşle temizleneceğine inanır.

Yaban (1932): Yakup Kadri’nin 1921’de Incelem-i Mezalim Kurulu ile Anadolu’da yapmış olduğu incelem gezisinin ürünü olan bir eserdir. Bu eseriyle 1942 CHP Roman Ödülü’nü kazanmıştır. Yakup Kadri, aydını, devrinin halkına yabancı ve işe yaramaz şekilde ele alır. Bu roman aslen bir aydının kendini ve öteki aydınları tenkididir. Halk-aydın farkı üstüne kurulan köyü köylüyü işleyen eserde Yakup Kadri’nin yaklaşımı alışılagelenin dışındadır.

Ankara (1934): Cenk Ankarası, Cumhuriyet Ankarası ile on yıl sonrası Ankarası hakkında hayallerini Ankara adlı eserinde yazar.

Bir Sürgün (1937): Bu yaratı Batı hayranlığıyla yetişen, kendi kültür ve milliyetinden habersiz bir paşa çocuğunun İstanbul’dan İzmir’e sürgün edilişi, Paris’e kaçışı ve oradaki düşünce ve buhranlarının anlatıldığı bir dramdır.

Panorama I-II: Yakup Kadri bu romanlarında inkılâpların yakın evveliyatına ilişik değerlendirmelerde bulunur. Panorama-1 1949-1950 yılları aralığında Yeni İstanbul gazetesinde; Panorama-II 1952 senesinde Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilmiştir.

Hep O Şarkı (1956): Son romanı olan bu eserde, geçmişe roman vasıtasıyla bakar.

Mensur Şiirleri

Karaosmanoğlu, edebiyat dünyasında adını ilkin mensur şiirleriyle duyurur. Bu eserlerinde üslûp titizliği ön tasarıdadır. Edebiyat-ı Cedide döneminde süregelen mensur şiir türünün XX. asırdaki en mühim temsilcisidir.

İlk mensur şiiri Yıldızların Bikesliği‘dir. Kadınlık ve HanımlarımızBir Huysuzun Defteri‘nden hemen sonra da Erenlerin Bağından (1938) ve Okun Ucundan (1940) adlı eserlerinde nesirlerini toplar. Bu eserlerinde mukadderatçı, rind, isyankâr ve kötümser bir ruhu uyumlu bir Türkçe ile ifade eder.

Tevrat, İncil, Kur’an, kısas-ı enbiya, Yunan mitolojisi ve Fransız parnasyenlerden fark Türk ediplerine kadar yaygın tesirlerin görüldüğü mensur eserlerinde, dinî vecd yerine dinî kaynaklardan gelen duygu ve üslûp unsurları hâkimdir.

Tecrübeleri

Karaosmanoğlu’nun mektup tarzında yazılmış Miss Chalfrin’in Albümü (1926) ile Alp Dağlarından (1942) adlı tecrübeleri vardır. Miss Chalfrin’in Albümü adlı yapıtta, bir İngiliz kızının bakış açısından Türk toplumu ve Doğu eleştiri edilir. Alp Dağlarından’da ise Türk gözüyle Batı’nın tenkidini yapar.

Hikâyeleri

Ahmed Midhat Efendi’nin hikâyeleri Yakup Kadri’yi dil, düşünce ve mevzu itibariyle etkisinde bırakır. Onun hikâyeciliğini iki döneme ayırmak yanlış olmaz. Bir Serencam ve Rahmet teki hikâyeleri Edebiyat-ı Cedide anlayışını yansıtır. Bu hikâyelerde ferdî ve ailevî mevzuları işler. Yazar, toplum-birey çatışmasını temel alır. 1912-1919 seneleri içinde Maupassant’ın da tesiriyle yazdığı hikâyelerinde ağır ağır sanat anlayışı değişmiş olur ve mütevazi bir üslupla daha gerçekçi bir çizgide yol almaya adım atar.

Sanat anlayışında köklü bir değişime sebep olan politik ve toplumsal problemler ikinci dönemdeki hikâyelerinin mevzularını da değiştirir. Yakup Kadri, Millî Savaşım senelerinde düşman mezaliminden fazlaca canlı görüntüler taşıyan Millî Cenk Hikâyeleri‘nde (1947) artık ferdî ızdıraplardan sıyrılarak cemiyet problemlerine yönelir. İzmir’den Bursa’ya Tedkik-i Mezâlim Kurulu hesabına Millî Savaşım esnasında Batı Anadolu’daki Yunan zulmünü sergilemek için kaleme alınmış hikâyelerden olmuştur. Kitapta Yakup Kadri’ye ilişik beş metin vardır. Kurtuluş Savaşı ile ilgili bu iki kitaptaki hikâyelerde Bir Serencam’da kısıtlanan ferdî hürriyetin yerini yok edilen insanlık duygusu alır.

Yakup Kadri’nin İçtimaî ve millî mevzulara yönelişi 1916’dan itibaren yayımladığı öteki hikâyelerinde de görülmektedir. Kitaplarına girmeyen 20 hikâyesi Niyazi Akı tarafınca Hikâyeler (1985) isimiyle yayımlanmıştır.

Tiyatroları

Yakup Kadri’nin 4 tiyatro yapıtı vardır. İbsen tesirinin görüldüğü Nirvana (1909) ve Veda (1909) tiyatrolarında içki ve sefahatin aileleri iyi mi yıktığı üstünde durur. Sağanak‘ta (1929) inkılâpları ve kadının toplumsal hayatta bulunmasını istemeyen muhafazakârların mücadelelerini anlatır. Yazar son tiyatro yapıtı olan Mağara‘da (1934) ise aşkın ve alın yazısı karşısında kaybedişini işler.

Monografileri

Yakup Kadri monografi türünde de Ahmet Haşim (1934) ve Mustafa Kemal Atatürk (1946) adlı yapıtları kaleme almıştır. Bu yapıtlarda Mustafa Kemal Atatürk ve Ahmed Haşim birer roman kahramanı şeklinde ele alınmışlardır.

Anıları

Mecburi Dış ilişkiler uzmanı (1955) adlı yapıtında hariciye mesleğinde geçen günlerini; Anamın Kitabı‘nda (1957) küçüklük günlerini; Vatan Yolunda‘da (1958) Millî Savaşım anılarını; Siyasette 45 Yıl (1968) adlı yapıtında Türk politikasının yaşamış olduğu zikzakları; Gençlik ve Edebiyat Anıları‘nda (1969) sürecinin ehemmiyetli edebiyatçılarını, onların yaşamış olduğu edebiyat ortamını okuyucuya kendi bakış açısıyla anlatmaktadır.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Yapıtları

Roman:

  • Kiralık Konak (1922)
  • Nur Baba (1922)
  • Karar Gecesi (1927)
  • Sodom ve Gomore (1928)
  • Yaban (1932)
  • Ankara (1934)
  • Bir Sürgün (1937)
  • Panaroma (2 cilt, 1953)
  • Hep O Şarkı (1956)

Hikâye (Öykü):

  • Bir Serencam (1914)
  • Rahmet (1923)
  • Ulusal Cenk Hikâyeleri (1947)

Mensur Şiir:

  • Erenlerin Bağından (1938)
  • Okun Ucundan (1940)

Tiyatro:

  • Nirvana (1909)
  • Veda (1909)
  • Sağanak (1929)
  • Mağara (1934)

Anı (Hatıra):

  • Mecburi Dış ilişkiler uzmanı (1955)
  • Anamın Kitabı (1957)
  • Vatan Yolunda (1958)
  • Siyasette 45 Yıl (1968)
  • Gençlik ve Edebiyat Anıları (1969)

Monografi:

  • Ahmet Haşim (1934)
  • Mustafa Kemal Atatürk (1946)

Yazı-Deneyim:

  • İzmir’den Bursa’ya (1922, Halide Edip, Falih Rıfkı Atay ve Mehmet Asım Us ile beraber)
  • Kadınlık ve Hanımlarımız (1923)
  • Seçme Yazılar (1928)
  • Ergenekon (iki cilt, 1929)
  • Alp Dağları’ndan ve Miss Chalfrin’in Albümünden (1942)

Kaynakça:

  • Akyüz, Kenan; Çağdaş Türk Edebiyatının Ana Çizgileri (1860-1923); İnkılâp Kitabevi; İstanbul; 1995.
  • Ayda, Adile; Bu şekilde İdiler Yaşarken; Ayyıldız Matbaası; Ankara; 1984.
  • Enginün, İnci; Cumhuriyet Periyodu Türk Edebiyatı; Dergâh Yayınlan; İstanbul; 2005.
  • Eronat, Canan Yücel; Yakup Kadri’den Haşan Ah Yücel’e Mektuplar; YKY Yayınları; İstanbul; 1997.
  • Kabaklı, Ahmet; Türk Edebiyatı; Cilt: 3; Sayfa: 728-740; Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları. İstanbul; 1997.
  • Polat, Nazım H.; Yakup Kadri Karaosmanoğlu; Diyanet İslam Ansiklopedisi; Cilt: 24; Sayfa: 465-468; Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları; İstanbul; 2001.
  • Uludağ, Mehmet Güvenilir; Üç Devrin Yol Ayrımında Yakup Kadri Karaosmanoğlu; Anı Yayıncılık; Ankara; 2005.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here