BİR İŞLETME NASIL DAHA VERİMLİ OLUR

10
111
bir-isletmede-nasıl-daha-iyi-olunur

TESİRLİ  İNSAN & TESİRLİ İDARE

Emeliniz başarıya ulaşmış olmak ve etrafınızı pozitif bir halde etkilemekse, tesirli bir insan olmak zorundasınız. Etki olmadan muvaffakiyet gelmez. Örnek olarak; Bir pazarlamacıysanız ve ürünlerinizden daha çok satmak istiyorsanız, müşterinizi etkilemek zorundasınız. Bir yöneticiyseniz, başarınız çalışanlar üstünde yapacağınız tesirle ölçülecektir. çalıştırıyorsanız, yalnızca oyuncularınızı etkileyerek şampiyon kimi oluşturabilirisiniz. Güçlü ve sağlıklı bir aile yetiştirmek istiyorsanız, çocuklarınızı pozitif bir halde etkilemelisiniz. Dünyadaki emellerinizin ne olduğu yada neye erişmek istediğiniz ehemmiyetli değildir. Tesirli bir insan olmayı öğrenirseniz, hedeflerinize daha çabuk erişebilir ve daha kalıcı etkisinde bırakır bırakabilirsiniz.

Etkiniz her insanda aynımıdır ? Niçin ?

Tanımadığınız  insanlarla karşılaştığınızda, ilk başta onlar üstünde neredeyse hiçbir etkiniz yoktur. Sizi onlara, güvendikleri biri tanıtmışsa ve referans vermişse sizi iyice tanıyana kadar iyi bir insansınızdır. Fakat sizi tanımaya başladıkları andan itibaren kendi hareketlerinizle bu tesiri ya kuvvetlendirir yada yıkarsınız. Başka bir deyişle bıraktığınız etki ya pozitif yönde yada negatiftir. Başka insanoğlu üstündeki etkinizi fark ettiyseniz, bu etkiyi iyi mi kullanacağınızı düşünmelisiniz.

İYİ BİR İLETİŞİMCİ OLMAK İÇİN NELER YAPILMALI?

İletişim; dinleme, tepki verme, coşku, empati ve karşılıklı olarak düşünceleri anlamadan oluşan bir sanattır.

Eğer iletişimci (siz) ile kontakt kuranlar (sizi dinleyenler) içinde bir yanlış manaya var ise, hata iletişimcinindir. İnsan üstünde pozitif yönde bir tesir bırakabilmek için iyi bir iletişimci olmak zorundasınız.

İletişim tarzınızı gözden geçirin.

Anlaşılır halde kontakt kuramaz, kendinizi dile getiremezseniz, insanoğlu sizin ne demek istediğinizi veyahut kafanızdan ne geçtiğini bilemezler.

Siz kendi niyetlerinizi dahi bilirsiniz; sadece insanların görebilecekleri tek şey yalnızca sizin davranışlarınızdır. Ve bu davranışları kendi anlayışlarına nazaran açıklayacaklarını da kavramanız gerekir.  Örnek olarak;  Kendinizi otoriter, sözünü geçiren biri olarak görüyorsunuz. Başkaları ise sizi ceberrüt, tahakküm etmeyi seven biri olarak algı ediyor.

NEDEN DEĞİŞİK DÜŞÜNÜR VE DAVRANIRIZ?

Toplanan bilgiler, her insanoğlunun

1-Kişiliğine

2-İdrak etme kapasitesine

3-Koşullanmalarına  (Hepimiz izlenimlerine, eski tecrübelerine ve beklentilerine nazaran değişik ve kendine mahsus düşünceler üretir. Bu anlamına gelir ki, bilgilerin önyargılı halde toplanıp değerlendirilmesi ihtimali yüksektir. Bu da iletişimi etkileyecektir.)

4-Vakalara bakış tarzına

5-Duygusal konumuna (Duygularınız, detayları değerlendiriş tarzınızı ve buradan düşünceler oluşturma biçiminizi ehemmiyetli seviyede belirler.)

6-Davranış tarzına (Başkalarının davranış seçimi, sizin davranış tarzınızı belirleyecektir.)

7-  Cinsiyetine nazaran (Hanımefendiler, vaziyetin duygusal istikametlerini bir çok daha acele açıkladıkları ve kavradıkları için, ekseriyetle erkeklerden daha iyi iletişimcidirler.)değişik değerlendirilirler.

Anlaşılmak müthiştir

  İdeal yönetici bir kontakt ustasıdır. İletişim hataları yönetici için yönetim hatalarıdır. Yönetici için söylenecek en fena şey ; Mensubunun –“sanırım beni anlamadı.” sözüdür. İnsanları anlayamıyorsanız, onlarla birlikte çalışamazsınız. Birlikte çalışmanın olmadığı yerde başarının varlığından söz etmek .

  İnsanları manaya mahareti; insanoğlunun haiz olabileceği en büyük değerlerden biridir. Bu yalnızca iş alanında değil, yaşamın her alanında pozitif etki yapma potansiyeli ihtiva eder.

Ayrı olarak insanları idrak etmek onlarla konuşma maharetini etkileyecektir. Pennsylvania Üniversitesi’nde tabip ve Psikiyatri profesörü olan David BURNS şu gözlemde bulunmuş:

“ İkna edici bir konuşma yaparken düşebileceğiniz en büyük hata, önceliği duygu ve düşüncelerinize vermenizdir. İnsanların çoğunun isteği, sözlerinin dinlenmesi, saygı görmeleri ve anlaşılmalarıdır. Ne zaman anlaşıldıklarını görürlerse, o zaman sizin bakış açınızı anlamaya motive olurlar.”

“ETKİLENMİŞ” VE “ALAKALI”  OLUN. “ETKİLEYİCİ” VE “ALAKA ÇEKEN” DEĞİL.

İnsanları anlamayı öğrendiğinizde, iyi mi düşündüklerini, ne hissettiklerini, onların neyin etkilediğini, bir vaziyete iyi mi tepki verdiklerini anlamış olur ve onları pozitif yönde istikamette motive ederek etkileyebilirsiniz.

DAVRANIŞLARI MANAYA YETENEĞİ

Başka insanların davranışlarını idrak etmek için;

1-  Size bir şey söylediklerinde dikkatle kulak verin.

2-  Vaziyeti onların açısından görmeye çalışın.

3-  Onların değerleriyle ve görüşleriyle ilgilenin.

Dikkatlice, hak vererek ve sabırlı bir halde  dinlemeye hazır değilseniz, bir insanı hiçbir süre gerçekten anlayamazsınız.

İLETİŞİMİ GELİŞTİRME YOLLARI

1-  Kendinizi tanıyın.

2-  Farklılığı kabul edin;  Başka insanların değişik bulunduğunu bilmekle kalmayın, bunun önlenemez, doğal bir gerçek bulunduğunu kabul edin. Ne yapacaksanız bu gerçeği bilerek ve saygı duyarak yapın.

3-  Başkalarını iyi kulak verin.

4-  Söz ve davranışlara karşı ne şeklinde tepki veriyorlar (el,kol ve gövde hareketlerini) izleyin.

İLETİŞİMDE EN YAYGIN ON PROBLEM

1-  Dinleyicilerle daha başlangıçta iyi ilişki oluşturulmamıştır.

2-  Gövde hareketleri katı ve cansızdır.

3-  Mevzu, dinleyicilerin duyguları göz önüne alınmadan zihni olarak sunulur.

4-  Konuşmacı başarısızlık korkusu hasebiyle rahatsız görünür.

5-  Göz teması ve yüz ifadesi yetersiz kullanılır.

6-  Gülmece eksiktir.

7-  Uygun hazırlık yapmadığı için, konuşmacının aktarmak istedikleri açık değildir.

8-  Etki yaratmak için suskunluk kullanılmaz,

9-  Namüsait ses niteliğinin, konuşma hızının ve şiddetinin neticesi olarak enerji düşüktür.

10-Dil  ve araç-gereç sıkıcıdır.

TELEVİZYON İLETİŞİM KAİDELERİNİ DEĞİŞTİRDİ

1-  Artık uygar bir iletişimci –rahat, içten, canlı, süratli ve eğlenceli- olmak zorundadır.

2-  İvecen bir cemiyet yapmış oldu. Görüşünüzü derhal belirtmeli ve enteresan olmalısınız

3-  Eğer bir resmi zihninizde görebilirseniz ve tanımlayabilirseniz, ötekiler de sizi izler. Kafanızdaki resmi görün ve açıklayın.

İNSANLARIN BEKLENTİLERİNİ BİLİN VE ONA GÖRE DAVRANIN. 

İnsanların gereksinimleri, onların davranışlarına net bir halde yansır. Her insanın gereksinimleri vardır;

a)  Duygularına karşılık verilmesi

b)  Başarısının kabul edilmesi

c)  Itimat tazeleme ihtiyacı (yaptığım doğrumu?)

d)  Dikkat çekme ihtiyacı

e)  Onaylanma ihtiyacı

f)  Kıymetli olma ihtiyacı  şeklinde.

İnsanların gereksinimlerini tespit ederseniz onların davranışlarını daha iyi anlarsınız.

Hepimiz kendi istediği şeyi duyar ve kendi beklentilerine uymayan iletileri almama eylemindedir. Onun için ilişkilerde beklentiler göz önüne alınmadan kurulan kontakt problemlere yol açabilir.

Bir aracın sürücüsü yolda kendinden başka vasıta yokmuş şeklinde davranırsa trafik kazası olur. Bir kimsede hareket ve sözleriyle karşısındakini iyi mi etkilediğini düşünmeden, kendi bilmiş olduğu istikamette istediği şeklinde davranır yada konuşursa trafikte olduğu şeklinde, iletişimde de kazalar ortaya çıkar. Psikolojide buna “kontakt kazaları” denir. Trafik kazalarında can verenler, yaralananlar olduğu şeklinde, kontakt kazalarında da ayrılanlar, incinenler yaralıları; kendi içine kapanıp yalnızlığa gömülenler can verenleri oluşturur.

Günlük hayatta belirli bir toplumsal çevre içinde yer edinen insanoğlu bilincinde olsun yada olmasın bir biriyle kontakt içindedirler. Bu açıdan insanoğlu belirli bir ilişkiler deseni içine girdiklerini hesaba katarak, etrafının ve arkadaşlarının fikir ve anlayışını, beklentilerini göz önünde bulundurarak davranışlarını ayarlamalıdır.

Bunu iyi mi muvaffak olabilirsiniz?

Değişik fikir ve davranışları anlamaya çalışın. Kendinizi karşınızdaki kişinin yerine koymaya çalışın. Şu suali aklınızdan çıkarmayın. “karşınızdaki kişiyle yer değiştirseydim ne düşünürdüm?” yer değiştireceğiniz şahıs eşiniz, evladınız yada dostunuz da olabilir. Eğer bu metodu hayatınızın bir parçası haline getirmeyi muvaffak olursanız onları daha iyi anladığınızı görmüş olacaksınız ve onlarla daha iyi kontakt kuracaksınız.

Karşınızdaki tamimiyle yanılmış bile olsa onu anlamadan kendi gözlüklerimizle onun dünyasını görmek ve ona derhal tavsiyelerde bulunmaya adım atmak doğru değildir. Zira o kendisinin doğru yaptığını düşünmektedir. Bu yüzden onun fikir tarzını ortaya çıkarmak ve niye sizin şeklinde düşünmediğini idrak etmek zorundasınız.

Başkalarının sizden değişik düşünmelerinin altında yatan kesinlikle bir sebep vardır. Bu saklı sebebi keşfederseniz onun hareketlerinin anahtarını bulmuş olmuş olursunuz. Bir örnekle mevzuyu daha anlaşılır hale getirelim;

  İki öğrenci gurubumuz olsun A ve B gurupları. A gurubunu yanımıza çağırıp bağlı bulunan bir köpeği onlara gösteriyor ve diyoruz ki; “Aman ha! Şu köpeğe yaklaşmayın, kuduzdur. Sizi ısırırsa mahvolursunuz.” Bunu duyan çocuklar köpeğe korkulu gözlerle bakmaya ve ondan uzak durmaya çalışıyorlar.

  B gurubunu da yanımıza çağırıp onlara da diyoruz ki; “Çocuklar şu perişan köpek üç gündür aç. Fazlaca sempatik ve akıllı bir köpek. Onu sevebilirsiniz ve doyurma görevi de sizin.” Bunu duyan çocuklar köpeğin yanına sokulup onu sevmeye başlıyorlar. Onun için yiyecek arama gayretine giriyorlar.

  Köpek aynı köpek olduğuna nazaran A gurubu köpeğin yanına bile sokulamazken, B gurubu iyi mi oluyor da köpeği sevebiliyor?

Bu örnek bizlere etrafımız tarafınca şartlandırılarak büyütülebileceğimizi gösterir. Onun için kişinin yetiştiği ortam fazlaca iyi bilinmeli ve ona nazaran davranılmalıdır. Şunu aklınızdan çıkarmayın. Siz de onun yetiştiği şartlar içinde bulunsaydınız ne yapardınız? Iyi mi hareket ederdiniz? Ona hak verirdiniz değil mi? O zaman ona hak verdiğinizi dile kazancın; “Sizi bu şekilde düşündüğünüzden dolayı zerre kadar kınamıyorum. Sizin vaziyetinizde bulunsaydım, ben de sizin şeklinde düşünürdüm” deyin. Bu şekilde bir söz gönülleri fethetmeye yetecektir.

 “ Muvaffakiyetin bir sırrı var ise o da; başkalarının fikirlerini idrak etmek ve har şeyi onun gözüyle görmektir.”  Henry FORD

“Kendini başka bir insanın konumuna koyabilen ve onun kafasının iyi mi işlediğini kavrayan bir kimse, istikbalin kendisi için ne gizlediğini merak etmekten kurtulur.”  Owen YOUNG

“Başkalarının ne istediğini akıllarına getirmeyenler sonucunda başarısız olurlar.”

   Herbert N. CASSON

EMPATİ KURUN:

Empati, bir insanoğlunun, kendisini karşısındaki insanoğlunun yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamalısıdır.

Empatik anlayış, insanları birbirine yaklaştırma, iletişimi kolaylaştırma özelliğine haizdir. İnsanlar, kendileriyle empati kurulduğunda, anlaşıldıklarını ve kendilerine önem verildiğini hissederler. Öteki insanoğlu tarafınca anlaşılmak ve önem verilmek ise, bizi boşalım olur; kendimizi iyi hissederiz. Meydana getirilen araştırmalarda, öncülük özelliğine haiz kişilerin empati kurma yeteneklerinin yüksek olduğu belirlenmiştir.

Sağlıklı bir Empati kurulabilmesi için gereksinim duyulan öğeler:

1-  Empati kuracak şahıs, kendisini karşısındakinin yerine koymalı, vakalara onun bakış açısıyla bakmalıdır.

Her insan gerek kendisini gerekse çevresini, kendisine özgü bir halde algı eder;  bu algısal yaşantı özneldir (subjektiftir);  kişiye özgüdür. Başka bir deyişle her insan dünyaya, kendine özgü bir bakış tarzıyla bakar. Eğer bir insanı idrak etmek istiyorsak, dünyaya onun bakış tarzıyla bakmalı, vakaları onun şeklinde algı etmeye ve yaşamaya çalışmalıyız. Bunu gerçekleştirmek için de empati oluşturmak istediğimiz kişinin rolüne girmeli, onun yerine geçerek sanki vakalara onun gözlüklerinin gerisinden bakmalıyız. Empati kurmaya çalıştığımız kişinin rolüne kısa bir süre için geçmeli “sanki o şahıs imişcesine” düşünmeye ve hissetmeye çalışmalıyız.

2-  Empati kurmuş sayılmamız için, karşımızdaki kişinin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamamız gereklidir. Karşımızdakinin yalnız duygularını veyahut yalnız düşüncelerini anlamamız kafi değildir. Karşımızdakinin rolüne girerek onun ne düşündüğünü anlamamız, hissettiklerinin aynısını hissetmemiz gerekmektedir.

3-   Empati kuran kişinin zihninde oluşan empatik anlayışın, karşıdaki kişiye iletilmesi davranışıdır. Karşımızdaki kişinin duygu ve düşüncelerini tam olarak anlasak dahi, eğer anladığımızı ona dile getiremezsek empati kurma sürecini bitirmiş sayılmayız.

Karşımızdaki insanlara empatik tepki vermenin başlıca iki yolu vardır:

A) Yüzümüzü / bedenimizi kullanarak onu anladığımızı belli etmek

B) Sözlü olarak onu anladığımızı dile getirmek.

En tesirli yolu bu ikisini birlikte kullanmaktır. Bir sıkıntımız olduğunda, bizimle konuşan şahıs, dostça bir gülümsemeyle kolumuza dokunup sıkıntımızı sözelleştirirse, örnek olarak “son günlerde fazlaca bunalmışsın” derse, boşalım olduğumuzu hissederiz.

  Adam evladı ayağını çarptığı için ağlamaktadır. Baba adam çocuğuyla aynı hizaya kadar eğilir ve  ayağını vurmuş olduğu yeri göstermesini isterken “ adam çocuğum fazlaca mu acıyor ? Öpeyim geçsin” der ve acıyan yerini öperse empatik tepki vermiş olur.

DİNLEYİN:

“Büyük insan dinlemeyi bilendir.’’

   S . A . HELPI

“Konuşmakla hiçbir şey öğrenemeyiz, fakat sorup dinlemekle öğrenmenin hududu yoktur.

  David J. SCHWARTZ

“ İnsanlarla  iyi idame ve onların arkadaşlığını kalıcı halde kazanmak için yeryüzündeki bir ihtimal en etkin mekanizma, başkalarının duygularını paylaşarak, anlayışlı bir halde dinleyebilme maharetidir.”  Oliver Wendell HOLMES

  Eğer insanlarla tesirli bir kontakt oluşturmak istiyorsanız; insanların ne istediğini, neye gereksinim duyduğunu ve ne olduklarını bilmek zorundasınız. Onları anlamanın yolu dinlemektir.

Dinlemek yöneticinin kullandığı bir kontakt biçimidir. Fena dinleyicilik yanlış anlamalara, söylentilere, insanların kızgınlaşmasına, çatışmalara neden olur.

Dinlemek kıymet ve saygı ifade eder

Başkalarının anlattıklarına ilgi göstermediğiniz her vaziyette, kendilerine kıymet vermediğiniz iletinini göndermiş olmuş olursunuz. Fakat söylediklerine kulak verdiğinizde onlara saygınlık ettiğiniz, onları umursadığınız anlaşılır. Birini dinlemek ona gösterdiğiniz en üst düzeyde saygıdır. Feylesof Poul Tillich’ in söylediği şeklinde; “Sevginin ilk görevi dinlemektir.”

Sabırla dinleyerek ona şöyleki kabul edebilirsiniz. “Sen, dinlemeye değersin”. Onun  kendisine duyduğu kıymeti arttırmış olmuş olursunuz. Bu sebeple her insan “anlatmaya kıymet bir şeyi bulunduğunu” düşünmekten hoşlanır.

Bir tek Dinlemekle kanaat etmeyin Onu Konuşturun

Dinlerken yalnız söyleneni dinlemekle kanaat etmeyin, konuşan kişiyi hitabı için yüreklendirin. Kendisi, görüşleri, başarılarını, ailesini,işi, problemleri ile ilgili konuşmaya teşvikedin. İnsan bir vakası anlatırken, yalnız dış dünyada  meydana gelen bir söz etmez. İster istemez kendinden de söz eder. Eğer dinlemesini bilirsek kişinin söylediği şeylerden o kişinin iyi mi biri bulunduğunu azca fazlaca çıkarabiliriz. Bu da bizlere o kişiyle olan ilişkilerimizde hata yapmamamızı elde edecektir.

Dinlemek bilgiyi arttırır

Ayrı olarak dinlemek sizi zenginleştirir. İyi dinleme becerinini ne kadar erken geliştirir ve kullanmaya devam ederseniz, muvaffak olmak için lüzumlu bilgiyi de daha kolay toplarsınız.

SAĞIR BİR KULAK KAPALI BİR ZİHNİN DELİLİDİR

Dinlemek ilişkiler kurar

İyi dinleyici olmak insanları size çekecektir. Hepimiz iyi dinleyen bir insanı sever ve çekimine kapılır.

Dinlemek düşünce üretir.

Yeni, fark fikirler, meseleleri çözmek için yeni yollar bulmanıza, müessesenizi geliştirecek yeni ürün ve süreçler ortaya çıkarmanıza ve yeni metotlar bulmanıza, kişisel olarak gelişip yükselmenize destek olacaktır.

Başkalarını her zaman dinlerseniz, yeni fikirler bulmakta zorlanmazsınız. İnsanlara fikirlerini paylaşmak için fırsatlar veriyor ve dikkatle dinliyorsanız, her zaman yeni fikirlere erişirsiniz. Karşınıza bir sürü işe yaramaz fikirler gelse dahi, yalnızca dinlemek dahi sizde ve başkalarında üretici düşünceler uyandıracaktır.

Dinlemek sadakat sağlar

İnsanları dinlemezseniz bu vaziyette devamlı istekli başka birini bulurlar.

Eşler, iş arkadaşları, çocuklar yada dostlar, ne zaman dinlenmediklerini fark etseler, kendilerini dinlemeye istekli birilerini bulma arayışına girerler. Bu şekilde bir vaziyetin neticeleri da kimi zaman yıkım olur. Arkadaşlıklar yada evlilikler biter, iş yerinde otorite boşluğu doğar yada ana-babanın tesiri azalır. Onları sürekli dinleyip, kendilerine söylediklerine kıymet verirseniz, size sadık kalacaklardır.

Hanım: Sevgilim, bugün tesisatçı su ısıtıcısındaki çatlağı tam vaktinde onarmadı.

Koca: Hı-Hı..

Hanım: Böylelikle boru patladı ve bodrum katını su bastı.

Koca: Suskun ol. Üçüncü atak, şimdi gol olacak.

Hanım: Bir ekip kablolar ıslandı ve köpeğimiz neredeyse elektrik çarpmasından can veriyordu.

Koca: Oh, olması imkansız ! Açıkta bir adamları var. Bas! Geç onu!

Hanım: Baytar yedi gün içinde iyi olacağını söylemiş oldu.

Koca: Bana yiyecek bir şeyler getirir misin?

Hanım: Sonucunda tesisatçı geldi ve borumuzun patlamasına sevindiğini söylemiş oldu. Böylelikle kazanılmış olduğu parayla tatile çıkabilmiş.

Koca: Beni dinlemiyor musun? Aç olduğumu söyledim.

Hanım: Seni ayrılıyorum. Tesisatçıyla yarın Acapulco’ya uçuyoruz.

Koca: Dırlanmayı kesip bana yiyecek bir şeyler getiremez misin? Tüm sorun kimsenin beni dinlememesi.

Dinlemediğimiz süre kendimize verdiğimiz zarar, karşınızdakine verdiğiniz zarardan daha fazladır.

DİNLEMENİN ÖNÜNDEKİ YAYGIN ENGELLER.

Niçin başkalarını etkili dinleyemiyoruz?

1-Gürültü

  Gürültü duymayı engeller. Dikkati dağıtan dış tesirleri göz ardı etmeyin, bunlara göz yummayın.

2-Fizyolojik yapımızdan dolayı

Sinir Sisteminizin konuşma hızından dört kat daha fazlasını dinleyebilme kapasitesine haiz bulunduğunu biliyor muydunuz?

İnsanın sinir sistemi dakikada 600 kelimelik bir konuşma hızını manaya kapasitesine haiz olmasına rağmen, düzgüsel bir konuşmanın hızı dakikada 100-150 kelime arasındadır. Bu da insan sinir sisteminin haiz olduğu kapasitenin sadece dörtte biri yada altıda birini kullanımı mananına gelir. Böylelikle insanoğlunun dinlemede olduğu her dakika içinde kafası 450-500 kelimelik bir süre boş kalır ve bu müddet dikkatin dağılmasını son aşama kolaylaştırarak sanki teşvik eder.

3-Konuşmaya aşırı kıymet verdiğimizden dolayı

Bir fazlaca insan dinlemeyi küçümser. Sözgelişi insanlara kontakt maharetlerini iyi mi geliştireceklerini sorsanız çoğunun vereceği yanıt, daha ikna edici olmak yada cemiyet içinde konuşma maharetini arttırmak şeklinde olacaktır. Fazlaca azca insan, iletiş kurmanın temelinin iyi dinleme bulunduğunu kavramaktadır.

Bir çok insan, konuşmaya daha çok, dinlemeye daha azca önem verir. İyi ilişki kuran insanoğlu, konuşma-dinleme oranını yakından takip eder. A.B.D. tarihinin en tesirli Öncülerinden biri olarak gösterilen Başkan Abraham Licoln şöyleki der; “Birisiyle ilişkimde bir netice almaya hazırlanıyorsam, vaktimin üçte birini kendi söyleyeceklerimi, üçte ikisini onun söyleyeceklerini düşünerek geçiririm.” Bu iyi bir orandır. Konuştuğumuzun iki katı düşünmeliyiz.

4Etkili dinleme İnsanı yorduğundan dolayı

Devamlı bir insanı dinlemeye konsantre olmak oldukça zor olsa gerek.

Kendinizi her istikametiyle karşınızdaki kişiyi anlamaya verirseniz bu biçim bir dinlemenin ne kadar yorucu bulunduğunu fark edersiniz. Beyninizin yorulduğunu, yıprandığınızı hissedersiniz.

İki  psikiyatris birisi genç,  ötekisi  yaşlı her gün işlerine muhteşem dikkatle giyinmiş olarak giderlermiş. Fakat günün sonucunda, yaşlanmış adam her vakitki şeklinde taze görünürken, genç tabip bitkin ve üstü başı dağınık halde olurmuş. Sonucunda genç tabip meslektaşına; “Bunu iyi mi becerebiliyorsun?” diye sormuş. “Tüm gün hastaları dinledikten sonrasında iyi mi bu kadar iyi görünebiliyorsun?”

“Fazlaca kolay” demiş İhtiyar adam; “Anlattıklarının tek sözcüğünü bile dinlemem.”

Birisini uzun süre dinlerseniz netice hırpalayıcı olur. Yorgunsanız ve zor vaziyetlere düşmek istemiyorsanız etkili bir dinleyicinin daha fazlaca enerji toplayıp konsantre olması icap ettiğini ihmal etmeyin yada başka güne müzakerenizi erteleyin.

4-Kendimizle meşgul olmamız.

Dinlemenin önündeki herhalde en aşılmaz engel, insanoğlunun kendisiyle meşgul olmasıdır. Hem T.V. seyredip, hem de konuşmaya çalışmak. Gazete okurken bir şeyler anlatmaya çalışmak şeklinde.

5– Önyargı

Söyleyene ya da söylenene önyargılı yaklaşmak dinlemeyi ve anlamayı engeller.

Etkili dinlemenin  yolları

   Dinleme sanatı o denli önemlidir ki bunu uygulamaya koymadan geçmemeniz gerekir. Şu andan başlayarak aşağıdaki teklifleri uygulayın:

1-  Konsantre olma gücünüzü geliştirin

   İyi bir dinleyici etraftaki, dinlemeyi bozucu etkenleri dikkate almayabilen ve kendisini dinlemeye istekli tutabilen kişidir. Konsantrasyonu bozucu gürültü ve sesleri denetim altına alın. Gürültü gelen kapıyı kapatın, telefonun çalmasını önleyin, zihninizi paklayın. Dinlerken konsantre olmaya çalıştıkça konsantre olma gücünüz artar ve dinlemeniz iyileşir.

2– Ilgi alanlarınızı geliştirin

Sizi ilgilendiren mevzulara dinlemeye karşı daha istekli olduğunuzu asla fark ettiniz mi? Her hangi bir mesajda de sizi ilgilendiren istikametler bulabilirsiniz. Ilgi duymadığınız bir mevzuyu can sıkan diye niteleyip kapamak yerine, araştırmacı bir bilinç taşımanız gerekir ki her mevzuyu alakayla dinleye bilesiniz.

3-Konuşmakta olan kişiye doğru bakın.

Dinlemeye kıymet her insan bakılmaya da değerdir. Bakmak ayrıca söylediğine konsantre olmanızı sağlar. Birisiyle karşılıklı konuşurken, tv izlemeyin, başka bir şeyle ilgilenmeyin.

4– O Andaki ihtiyacı tespit edin

Karşınızdaki insanoğlunun o andaki ihtiyacını idrak etmek, etkili bir dinleyici olmanın bir parçasıdır. İnsanlar o denli fazlaca çeşitli nedenlerle konuşurlar ki; boşalım olmak için, hiddetini çıkarmak için, ikna etmek için., haberdar etmek için, anlaşılmak ve sinirlerini gevşetmek için. Üstelik insanoğlu, sizin beklentilerinizin dışındaki nedenlerle konuşmaktadırlar.

Erkekler çoğu zaman tartıştıkları problemi sonuca bağlamak isterler; onların ihtiyacı çözümdür. Kadınlarsa, bir problemi yalnız paylaşmak için anlatırlar; onlar ne teklif ne de çözüm peşindedirler. Konuştuğunuz insanoğlunun ihtiyacını tespit edebildiğinizde, söylediklerini uygun bir temele oturtabilir ve daha iyi anlayabilirsiniz.

5- Söylediği şeye büyük ilgi duyuyormuş şeklinde görünün.

Karşınızdaki kişiye her şeyinizle odaklanın.Aynı fikirdeyseniz başınızı sallayın. Bir öykü anlatırsa gülümseyin. Karşılıksız bırakmayın. Onunla beraber güç sarf edin. O sırada zamanınız yoksa,  konuşmayı başka bir zamana erteleyin.

6- Konuşmakta olan kişiye doğru eğilin.

Ilgi çekici bir konuşmaya doğru eğilme, can sıkan olanından uzak durma eğiliminde olduğunuzu asla farklıymış miydiniz?

7-İzah edici Sualler sorun.

    Bu konuşmakta olan kişiyi hala dinlemekte olduğunuzu belirtir. Size daha fazlaca şey anlatmasını sağlar.

8-Sözünü kesmeyip daha fazlasını anlatmasını isteyin.

Bir çok insan sözünün kesilmesine sert tepki gösterir ve bunu saygısızlık olarak açıklar. Eğer arada sözünü kesmeyecek olursanız, bu pek fazlaca şahıs için büyük bir iltifattır. Onları gene mevzusuna çekerseniz daha büyük iltifat almış olacaklardır. Şunu kabul edebilirsiniz: “Bu son noktaya birazcık daha girebilir misiniz?” yada “ şu…ve….şu hususta söylediğiniz şeyler ile ilgili birazcık daha informasyon edinmek arzu ederdim.”

İnsanların sözlerini kesen kişiler bunu çoğunlukla şu nedenlerle yaparlar:

1-Başkalarının söylediklerine yeterince kıymet vermiyorlardır.

2-Kendilerinin ne kadar akıllı ve etkisinde bırakan bulunduğunu başkalarına göstermek istiyorlardır.

3-O denli heyecanlanmışlardır ki, başkalarının sözünü bitirmelerini bekleyemiyorlardır.

Sizin de başkalarının sözlerini kesmek şeklinde bir alışkanlığınız var ise, dürtülerinizi gözden geçirip neyi değiştirmeniz icap ettiğini tespit edin. İnsanlara kendilerini dile getirmeleri için gereksinim duydukları zamanı verin.

9-Belli aralıklarla özetleyin.

Etkin dinlemenin tekniklerinden birisi, belli aralıklarla öteki insanoğlunun söylediklerini özetlemektir. Konuşmacı bir mevzuyu bitirdiğinde, öteki mevzuya geçmeden ilkin onun fikirlerini ve belli başlı noktaları başka sözlerle izah ederek, doğru iletisi alıp almadığınızı yoklayın. Bu şekilde ayrı olarak, karşınızdakinin size anlattıklarına odaklanmaya devam eder ve ona itimat verirsiniz.

10-Konuşmacının söz etmiş olduğu mevzunun dışına çıkmayın.

   Yeni bir mevzuya geçmek için ne kadar sabırsızlansanız da konuşan söyleyeceklerini bitirmeden siz mevzuyu değiştirmeyin.

11-Kendi söylemek istediğinizi ifade ederken konuşmacının sözcüklerini kullanın.

Karşınızdaki sözünü bitirdiğinde, onun söylediği kimi şeyleri yine edin. Bu sizin dinlemekte olduğunuzu kanıtlama etmekle kalmaz, bununla birlikte kendi fikirlerinizi direnmeyle karşılaşmadan ortaya koymanız için de iyi bir fırsattır.

Kendinize ilişik bazı düşünceleri söylemeden ilkin, “sizin de belirttiğiniz şeklinde” yada “Tam ifade ettiğiniz şeklinde” deyin.

12-Duygularınızı gözden geçirin.

İnsanların bir çok belli insanlara ve vaziyetlere tepki göstermelerine kapı aralayan duygusal yükler taşırlar. Başka birini dinlerken hassaslaşıyorsanız duygularınızı gözden geçirin; bilhassa tepkiniz vaziyetin gerektirdiğinden daha güçlüyse. Hiddetinizi suçsuz bir insandan çıkarmaya teşebbüs etmeyin.

13-Yargınızı askıya alın

Başkalarıyla konuşurken bir karara varmadan ilkin hikayeyi sonuna kadar kulak verin. Eğer bu sabrı gösteremezseniz, konuşmaların aslolan emelini gözden kaçırabilirsiniz.

(Anket 3)

14-Konuşmacının tavırlarına takılıp kalmayın.

Size mesajlan mesajın muhtevası üstünde yoğunlaşırsanız, bu mesajın iyi mi iletildiği ikinci tasarıda kalır. Bir görüşü iletenin görünüşüne, tavırlarına takılarak değerlendirmeyin. Dikkat çekici tavırları olmayan bir konuşmacı da ehemmiyetli bilgiler verebilir. Bilginin kendisi onun pakatlenme biçiminden daha ehemmiyetlidir.

15- Vücut diline dikkat edin

  Görsel ipuçları bir konuşmanın mananını daha iyi kavramaya destek sunar. Karşı karşıya iletişimde bulunduğumuzda karşınızdakinin yüzüne, jest ve mimiklerine dikkat edin. İyi bir dinleyici duyduğu kadar gözler de.

İYİ BİR İLK İZLENİM BIRAKIN

BÜTÜN İNSANLAR İŞİ, SÖZÜ VE GÖRÜNÜŞÜ İLE ÖLÇÜLÜR VE DEĞERLENDİRİLİRLER.

Karşınızdaki kişide uyaracağınız ve kalıcı olan imajınız o şahıs üstünde bıraktığınız, ilk izlenimdir. Daha da ehemmiyetlisi ilk izlenimi oluşturmak için ikinci bir bahtınız yoktur. Dolayısıyla bu şekilde bir pozitif yanları insan  ister istemez fazlaca iyi kullanmak zorundadır. İlk sefer görüştüğümüz insanoğlu bunun için fazlaca ehemmiyetlidir. O ilk görüşme, sizinle ilgili düşünceleri ve resimleri oluşturur. Bundan sonrasında, O insanoğlunun sizin hakkınızdaki düşüncesini değişiklik yapmak bir fazlaca güçtür. İlk izlenim oluşturmada tesirli etkenler vardır ve bunların oranları dahi belirlemiştir.

Yüzde 58  Görünüş ; Hal ve tavrınız, jestleriniz, gözlerinizle kurduğunuz temas ve genel davranışlarınız, direk bir etki yaparlar. Hareketlerimizin ve yüz ifadelerimizin, kullandığımız sözcüklerden sekiz kat daha güçlü olduğu düşünülmektedir.

  Televizyonun sesini kapattığınızda eğer ekranda gösteriyi yönetenin görüntüsü yada hareketi, ayağa kalkıp televizyonun sesini açmanıza kafi gelecek kadar alakanızı çekmişse o şahıs işi biliyordur.

  Ekranda merakla olmasını aradığım, insanların yüzündeki enteresan ifadeler, ani hareketler, kahkahalar yada kendi kendime “Hey, orada ne işe yaradığını merak ediyorum? Televizyonun sesini açmak isterim.” Dedirten her şeydir.

  En iyi iletişimciler, tüm benlikleriyle iletişimde bulunanlardır. Canlı ve ifade yüklüdürler. Onları seyretmek enteresandır.

Yüzde 35  Ses tonu; Sesinizin tonu, ses perdeniz ve konuşma hızınız, söylediklerinizin iyi mi açıklanacağını belirleyecektir.

Yüzde  Söz;  Seçtiğiniz sözcükler oluşturacağınız etkinin büyük bir bölümünü etkilemeyecektir; sadece sesin ve görsel imajların tesiri geçtikten sonrasında, geriye sözlerin kalacağını ihmal etmeyin.

Bunun için de şunlara dikkat edin

1-Giyiminize dikkat edin

  Doktorlar, görünüm ve özgüvenlerini geliştiren insanların, daha değişik yürümeye, konuşmaya, hem de düşünmeye başladıklarına dikkat çekerler.

Doğru giyinin, ehemmiyetli görünün karşılığını her zaman alırsınız. Yanlış bulabilirsiniz fakat insanoğlu görünüşlerine nazaran yargılanıyor. Kendinizi ne kadar iyi paketleyip sunarsanız o denli kabul görürsünüz.

Görünümünüz öteki insanlarla şöyleki konuşur: “İşte kendisine saygısı olan ehemmiyetli bir şahıs. Ona bu şekilde davranın.”

Ayrı olarak insanlarla bir araya gelirken giyiminize ehemmiyet vermeyişiniz, o kişileri pek ehemmiyet vermediğinizin emaresi olarak algı edebilir.

Öncesinden sizi asla görmemiş ve tanımayan kişilerin bulunmuş olduğu bir odaya girdiğinizde, bu kişiler sizin hakkınızda yalnızca giysinize bakarak şu çıkarımlarda bulunabilirler;

1-  Ekonomik vaziyetiniz

2-  Eğitim düzeyiniz

3-  Güvenirliliğiniz

4-  Toplumsal konumunuz

5-  Kültürel temeliniz

6-  Başarınız

7-  Etik değerler açısından yapınız

“ Ne giydiğinizle ölçülürsünüz.”

William THOULBY

“BAŞARILI OLMAK İÇİN İYİ GİYİN VE İYİ GÖRÜNÜN.”

Giyiminizin sözcüklerinizden daha fazlaca dikkat çekmesine müsaade etmeyin. Aşırı süslü yada dikkat çeken tarzda değil, ananesel tarzda giyinin. Fakat tekrardan de aslolan olan sizsiniz, dış görünüşünüze takılıp kalmayın. Kendinizi iyi hissederseniz, kapıları açarsınız.

2-Kendinizle barışık olun: (Özgüven sahibi olmak)( anket 1)

“SEN KENDİNİ AZİZ MEBLAĞSAN BAŞKALARI DA AZİZ BİLİR.  F.G.

Kendinizi iyi mi gördüğünüz önemlidir, zira bu başkalarının size bakış tarzına yansır.  Iyi mi kabul gördüğünüz ile ilgili, herkesten daha fazlaca siz sorumlusunuz. Pek fazlaca şahıs, başkalarının kendisi hakkında neler düşündüğü mevzusunda kafa yorar. Sadece pek azca insan, dünyanın bizim hakkımızdaki kanınını, büyük seviyede bizim kendi kanımıza bakarak oluşturduğumuzu farkına varır. İyi bir iletişimin sırrı, tüm vaziyetlerde “kendiniz” olmanızdır. Hepinizde bu beceri vardır. Başkalarına benzemedik diye üzülerek bir  saniyeyi bile boşa harcamayalım. Siz, bu dünyada yeni bir şeysiniz. Tıpkı sizin şeklinde kimse hiçbir süre olmamıştır, sonsuza dek de olmayacaktır.

Bir otobüs biletçisinin kızı bu dersi öğrenmişti. Müzisyen olmak istiyordu. Fakat yüzü onun şansızlığıydı. Büyük ağızlı çarpık dişliydi.  New Jersey’ de bir gece kulübünde ilk sefer halk önünde şarkı söylediği zaman üst dudağını indirerek dişlerini örtmeye çalıştı. Heybetli olmaya özendi. Netice? Kendini maskara etti başarısız oldu.

  Fakat o gece kulübünde kızı dinleyen bir adam, onun kabiliyetini anlamış oldu. Kendisine apaçık söylemiş oldu: “Bakın, sizi izledim. Utanıyorsunuz!” Kız sıkıldı fakat adam devam etti: “Ne olur, çarpık dişli olmak kabahat mu? Gizlemeye emek harcama. Aç ağzını. Izleyiciler utanmadığını görünce seni sevecekler.”

  Cassy Daley, bu nasihati tuttu ve dişlerini unuttu. O günden sonrasında yalnız seyircileri düşündü. Dişlerini gizlemedi, o şekilde bir coşkuyla şarkı söylemiş oldu ki, beyaz perdenin ve radyonun yıldızları arasına girdi. Şimdi başka sanatçılar onu yansılamak etmeye çalışıyorlar. 

  Charlie Chaplin film hayata geçirmeye ilk başladığı zaman yönetmeni, vaktin tanınmış şahıs bir alman komiğini yansılamak etmesi için ısrar etti. Charlie Chaplin, kendi bilmiş olduğu şeklinde oynayıncaya kadar hiçbir yere gelemedi.

Eğer istediğiniz halde kabul görmemişseniz, kim bilir suçu kendinizde aramalısınız. Bir hiçmiş şeklinde davranırsanız, dünyanın da size aynı şekilde davranmaktan başka seçeneği kalmaz.

Engin Noyan’ ın bir sohbetinde anlattığı : “İstanbul’ da Camiyle karşı karşıya olan bir meyhane var.  Müslümanlar  sanki kabahat işliyormuş şeklinde korka-korka camiye girerken ; meyhaneye girenler coşku içinde. Ayrı olarak Camiden çıkanlar sanki aşağılanmışlar, fırça atmışlar gibiyken , meyhaneden çıkanlar sevinç içinde dışardan oturup vaziyeti izleyen camiyi ve meyhaneyi bilmeyen bir çocuk sizce nereye gitmeyi seçenek eder? Her  Müslüman, İslamiyet’ in güzelliğini ve coşkunluğunu göstermelidir  “

Siz kendinize güvenerek hareket ettiğinizde başkaları da size ve söylediklerinize

itimat duyacaklardır. İnsanlar sizin kendinize güvendiğinizi nereden anlamış olur?

1-Yürüyüşünüze dikkat edinFizyolojik hareketlerimiz, zihinsel tutumlarımızı ifade eder. Omuzları düşmüş, kamburu çıkmış yürüyen bir adam görseniz, onun taşıyamayacağı kadar ağır yükleri bulunduğunu düşünebilirsiniz. Yürürken ağır bir yük taşıyor şeklinde davranır (muhtemelen öyledir de). Bir insanoğlunun iç hayatına baskı icra eden bir şey var ise, bu yüzde yüz onun bedenini de aşağıya çeker.

  Başı önde, gözleri yerde yürüyen bir adam görürseniz, karamsar duygular içinde bulunduğunu bilirsiniz. Çekingen bir insan güvenilir olmayan, tereddütlü adımlarla yürür. Itimat duyan bir insan, cesaretli adımlar atar, gözleri ilerde, ele geçirebileceğini hissettiği bir hedefe doğru bakar.

2-Ses tonunuzAslen kendimizi her şeyden fazlaca ses tonumuzla ifade ederiz. İnsanlar

arasındaki en gelişmiş kontakt aracı sestir. Ses bununla birlikte duygularınızı da iletir. Kendi sesinizi dinlemeye başlayın. Ümitsizlik mi yoksa cesaret mi dile getiriyor? Itimat içinde mi konuşmaktasınız, yoksa mırıldanıyor musunuz?

  Şu andan itibaren, kendine itimat duyan bir davranış içine girmek için çaba sarf etmeye başlayın. Onları dile getirmekten korkar şeklinde kelimelerinizi ağzınızda gevelemeyin. Sesinizi çıkarın. Duruşunuza dikkat edin. Eğik bir duruş, yaşamın yükünü taşınamayacak kadar ağır bulduğunuzu ifade eder. Öne eğilmiş bir kafa, yaşamın sizi mağlubiyete uğrattığı mananına gelir. Başınızı dik tutun. Omuzlarınızı kaldırın. Güvenli adımlarla, mühim bir yere gidiyormuş şeklinde yürüyün.

 3-Canlı ve atak olun:

“Başarının aslolan sırrı coşkudur…Tüm gelişmelerin altında coşku yatar. Coşku olduğunda başarı muhakkak gelir. Coşkunun yokluğunda ise sadece mazeret vardır.”

Walter CHRYSLER

“ Coşku, zekadan daha önemlidir.”  Albert EINSTEIN

“COŞKULU OLUMLU VE ARKADAŞ TAVIRLI OLUN”  Roger AILES

  Coşku, kızamıktan daha bulaşıcıdır. Kayıtsızlık ve  coşkunsuzlukta o şekilde.

Mesleğiniz ve göreviniz ne olursa olsun kendinizi bir satıcı şeklinde görün. ( Kendini ve davasını pazarlayan ve satan bir şahıs. ) Her gün, insanlara ve öteki örgütlere kendinizi satıyorsunuz. Bir ihtimal başarıya ulaşmış, bir ihtimal başarısız olarak. Ihmal etmeyin ki satıcı daima ataktır ve aktiftir. İnsanların ilgisini çekebilmek için, çarpıcı ve canlı olmanız gerekir.

“TENBELLİK VE TENPERVERLİK, HER TÜRLÜ ZİLLET VE MAHRUMİYETİN EN BAŞTA GELEN SEBEBLERİNDENDİR.  KENDİNİ RAHAT VE  RAHAVETİN KUCAĞINA SALIVEREN ÖLÜ RUHLARIN, BİR GÜN ZARURİ İHTİYAÇLARININ DAHİ, BAŞKALARI TARAFINDAN KARŞILANMASINI BEKLEME GİBİ BİR ZİLLETE DÜÇAR OLACAKLARINDA KUŞKU YOKTUR. F.G.

Başlangıcında bulunduğunuz kurumda memnunsuzluğu, tembelliği, durgunluğu, kovun. Bunun yerine; kardeşlik, coşku ve hareket koyun.

COŞKULUYSANIZ, DURUŞUNUZ İYİYSE, ARKADAŞÇA BİR TAVIR İÇİNDEYSENİZ VE RAHATSANIZ, DOĞRU TİPTE ENERJİYE SAHİPSİNİZ DEMEKTİR. ONUN İÇİN COŞKULU, OLUMLU VE ARKADAŞ TAVIRLI OLUN.  Kate KEENAN

4-Etkili konuşmayı öğrenin

Bir toplantı ya da grup içinde konuşma fırsatı kollayın. Toplantı içinde “boy göstermek” yeni irtibatlar oluşturmak ve yeni ihtimaller oluşturmak için eşi olmayan bir fırsattır doğal tesirli bir konuşma yapmayı biliyorsanız?

  Your Life mecmuası Yazı işleri Direktörü Wilfred FUNK, binlerce başarıya ulaşmış hanım ve adam üstünde araştırma yaparak bir ortak payda arayışına girmiştir. Tüm bu insanların ortak hususi durumunun, kelimeleri kullanma mahareti bulunduğunu ortaya çıkarmıştır.

Kullandığınız dilin iyi mi bulunduğunu asla düşündünüz mü? Dost gibi mi, resmi mi,  soğuk mu; candan mı? Hangi dili kullanan insanoğlu daha fazlaca seviliyor ve dinleniyor?

Bir konuşmayı başlatmak için bir fazlaca yol vardır. Komiklik, fıkra, şaşırtıcı ve mevzuyla ilgili gerçeklere uygun alıntılar, tarihten kayıtlar, yanıtı istenmeyen sadece etki uyandırmak için suallen sualler ve dinleyicilerin iştirakı şeklinde…

Eğer zihninizde bir fotoğraf canlandırabilirseniz ve onu tanım edebilirseniz, başkaları dinler. Dinleyiciler devamlı sözel işaretlerden fazlaca görsel işaretlere dikkat ederler.

Konuşurken dinleyicilere bakın ve içten konuşun. Fazlaca uzun tümceler kurmayın. Kısa, vurucu tümceler kullanın. Acele olmayın. Zaman kısa ise, süratli konuşmayın. Azca konuşun, metni kısaltın.

Tekrarlamak gerekirse yavaş hareket edin. Dinleyici önünde bulunduğunuz sırada zaman terimi bozulur ve gerektiğinden daha fazlaca acele olmak zorunda olduğunuzu düşünebilirsiniz.

ÖNCE ANLA SONRA HAREKETE GEÇ

Bir kontakt vaziyetine girerken, derhal ayağa kalkıp, yüksek sesle konuşmaya başlayıp, düşüncelerinizi ortaya dökmeye teşebbüs etmeyin. Bir saniye durun. Ne olduğunuzu özümseyin. Odanın havası iyi mi, kalabalık keyifsiz mi, canlı mı, neşeli mi, beklentili mi? İnsanların size karşı tavrını anlayın, şüphemi duyuyorlar, yoksa istekliler mi?

Gözlerine bakın. Onları kulak verin. Nefes alış verişlerini gözleyin. Boşalım olur mı, heyecanlılar mı? Iyi mi oturduklarına dikkat edin. Gövde dilleri size ne söylüyor? Sandalyelerini sizden uzaklaştırıyorlar mı, yoksa size yaklaştırıyorlar mı? Ehemmiyeti, yoksa arkaya mı eğiliyorlar? Sizden öğrenme ile ilgili kaygımı duyuyorlar, yoksa bir “göster bana” tutumu mu sergiliyorlar?

İletinin özüne girmeden ilkin hafifçe bir konuşma ile başlayıp onları boşalım olmanız gerekiyor mu? “Ilkin anla, sonrasında harekete geç.”

İnsanların sizin yanınızda kendilerini rahat hissetmeleri fazlaca ehemmiyetlidir.

Vurucu bir son kesinlikle olmalı.

  Mutluluk konuşmadan geçer

  Mutluluğumuz da, fikir, arzu, ümit, heves yada elemlerimizi konuşma kanalıyla öteki insanlara dile getirmemize bağlıdır. Psikiyatristler pek fazlaca kişinin  şu yada  bu sebeple kendilerini dile getiremedikleri, fikir ve duygularını içlerine hapsettikler  için mutsuz olduklarını keşfetmişlerdir.

  Kendinizden değil Ondan söz edin

İnsanların ilkin, sonrasında ve her zaman alakalarını çeken mevzunun kendileri bulunduğunun farkına varın. İyi konuşmacı olma sanatı, söylenecek bir sürü akılıca şey yada mevzuyla bağdaştırılacak kahramanca tecrübeler bulmakta değil, karşınızdakini açabilmek ve onu

konuşturabilmektedir.

Öteki insanları konuşmaya teşvik edebilirseniz, isminiz iyi bir konuşmacıya çıkacaktır. Dahası, karşınızdakini konuşturabilir ve konuşmasını sürekli kılabilirseniz, konuşma müddeti size vardığında onun size ısınmasını, sizin fikirlerinize ilgi duymasını ve kabule hazır hale gelmesini en iyi şekilde elde etmiş olmuş olursunuz.

Ihmal etmeyin! Siz de bir insansınız. Sizin de derhal kendiniz ile ilgili konuşmaya  başlamanız natüreldir. Sadece gerçek şudur ki; karşınızdakini etkilemek isteyecekseniz,

konuşmanın konusunu kendi üzerinizden fazlaca karşınızdakine yoğunlaştırırsanız, onun  gözünde daha kıymetli olmuş olursunuz. Sizin hakkınızda fazlaca daha pozitif düşünecek ve sizi

fazlaca daha akıllı bulacaktır.

  Geçenlerde bir dostum, körfezde meydana getirilen tekne yarışlarını izleyebilmek için bir balıkçı iskelesine çıkmayı defaatle deneyim ettiğini sadece başarıya ulaşmış olamadığını anlatmıştı. Her defasında bir devriye polisi engel olmaktaydı. “Orada şimdiden bir kalabalık toplandı,” diyordu polis ve “iskeleden birileri inmeden, oraya başkalarının çıkmasına destur tüberkülozayız.”

  “Benle beraber dört kişiydik,” diye konuştu dostum, “aramızda iyi bir konuşmacı olmasıyla ün salmış bir karı da vardı. Talebim üçüncü kez geri çevrilince ‘bir de ben deneyeyim’ dedi. Beş dakika kadar görevliyle konuştuktan sonrasında el sallayarak oraya gitmemizi, polisin bizlere müsaade ettiğini işaretle bildirdi. Neler söylediğini sorduğumda, ‘Vallahi iskeleye çıkabilir miyiz diye sormadım, yalnız onunla konuşmaya başladım. Güneşin anlında terleyip terlemediğini sormuş oldum ve bu şekilde bir kalabalığı tertipli tutmanın da kolay olmaması icap ettiğini söyledim. O bana balık tutmayı ne kadar sevdiğini, o süre ben de buraya geldiğimizi ve yarışları fazlaca görmek istediğimizi, sadece gerilerde, istinat duvarında durduğumuz için pek bir şey göremediğimizi anlattım. Bunun üstüne. ‘Niçin  iskeleye çıkmıyorsunuz, oradan daha iyi görünür.’ Diye cevap verdi.”

Bu öykü, bir sohbeti sizin için yararlı hale koymanın sırlarından birini fazlaca güzel anlatmaktadır.

  Sualler mesele

Ortamın denetlenmesi, tüm konuşmayı sizin yapmanız gerektiği mananına gelmez. Gerçekte, garip sualler sormayı öğrenirseniz, hem tartışılan mevzuları denetleyebilirsiniz hem de aynı süre da dinleyiciyi açarak, sizinle kontakt kurmasına olanak vermiş olmuş olursunuz.

Başkalarının alakasını çekecek sualler sorun. Niçin? Nerede? Iyi mi? Benzer biçimde. Ve sohbeti karşınızdakinin ilgi alanı içinde götürmeye devam edin.

Eğer “memlekette 10 dönümlük bir yerim var” derse. “Benim de var, hem de 200 dönüm üzerine de bir kurum kuruyorum” demek yerine; “o şekilde mi, tam olarak nerede?” “Neler yetiştiriyorsunuz? Deyin.

  Ben de tekniği

“Ben de tekniğini kullanın” kendinizle ilgi konuşmaya tabakanın en uygun vakiti, karşınızdakine onun söylediğiyle bağlantı kurabilecek ve aranızda bir bağ oluşturacak  bir şey anlatmanızdır.

“Ben bir çiftlikte büyüdüm” derse ve siz de “Ben de” deyip, kendi çiftlik hatıralarınızdan birazcık söz ederseniz bu onun kendisini daha ehemmiyetli hissetmesini elde edecektir.

Karşınızdakiyle bir bağ oluşturacak şekilde kendinizle ilgili bir hususu konuşmanın O kişiyi onurlandırmasının sebebi şudur: Böylelikle siz aslına bakarsak “Ben de öyleyim”, “Ben de bundan hoşlanırım”,”Ben de buna inanırım”, ”Ben de birazcık senin gibiyim”, demiş olmuş olursunuz. Siz yada geçmiş deneyimleriniz ile ilgili sizin karşınızdakiyle benzerlik gösterdiğiniz her durum, onun otomatikman sizi beğenmesini elde edecektir.

Bizimle aynı fikirde olan insanları beğeniriz. Bizimle aynı fikri paylaşmayanlardan hoşlanmayız. Bizimle aynı fikirde olan her insan bizim kendi değerimizi ve kendimize verdiğimiz önemi doğrular. Bizimle aynı kanısı paylaşmayan her insan, kendi kendimize biçtiğimiz değere karşı tehdit oluşturur. Hasılı, karşınızdakine hak verdiğinizde, onun kendisini daha fazlaca sevmesine katkıda bulunmuş olmuş olursunuz.

Başka insanlarla bağ oluşturmak istediğinizde, ikinizin de aynı fikir olduğunuz noktalardan başlayın. Bu ortak bir taban aramak anlamına gelir. Karşınızdakiyle aynı görüşü paylaşmadığınızdan güvenilir olduğunuz durumlarda dahi, devamlı aynı görüşte olduğunuz noktalar aramalısınız. Ortak bir zemin oluşturduğunuzda, aynı görüşte bulunmadığınız hususlarda dahi bir araya gelmenin fazlaca daha kolay bulunduğunu görmüş olacaksınız.

  Sezmek, hissettim, buldum yolu

Kimi zaman ortak ilgilerini bulsanız bile, kontakt sürecinde engellerle karşılaşabilirsiniz. Bağ oluşturmayı deneyim ettiğiniz insanların sizin yaklaşımınıza karşı çekimser durduğunu keşfederseniz, onları duygusal alanda karşılamaya çalışın. Bunu yapmanın muhteşem bir yolu, onların size karşılık vermesi için “sezmek, hissettim, buldum” yolu  kullanmaktır. Ilk olarak ne hissettiklerini sezmeye çalışın, bu duyguları onaylayıp geçerli kılın. Geçmişte sizde benzer duygular hissettiyseniz, evvelinde hissettiklerinizi onlarla paylaşın. Son olarak bu duyguları yenmenize yardım etmesi için ne bulduğunuzu onlara aktarın.

Ne zaman başkalarıyla ortak noktalar bulmayı tertipli bir alışkanlık haline getirirseniz, hep beraberce konuşabileceğinizi ve durduğu yerde onlarla buluşabileceğinizi görürsünüz.

İYİ BİR İLETİŞİMCİ OLMAK İÇİN DÖRT TEMEL İLKE

İletişimde bulunduğunuz insanların sizde hoş göremeyeceği yalnız dört şey vardır;

1-Hazırlıksız olmak Konuştuğunuz mevzuyu bilin.

2-Rahat olmamak  Kendiniz rahat olun, diğerlerini de boşalım olun. İnsanlar sizin yanınızda kendilerini rahat hissetmeliler. Siz boşalım olduğunuzda, dinleyicileriniz de boşalım olur ve bu da onların yaptığınız esprilerden daha iyi etkilenmelerini sağlar. Onlara hafifçe dokunun.

3-Enteresan olamamak  Bunaltan olmayın. Değişik düşünün. Değişik okuyun.

4-Suya sabuna dokunmamak  Tavır alın, emin olun.

İyi bir iletişimci olmak için, söylediğiniz şeye ve onu söyleyiş biçiminize birazcık kişilik ve duygu katmalısınız.

İNSANLARI ETKİLEMEDE ÜÇLÜ YÖNTEM

İnsanlar sineklerin bala duydukları açlık şeklinde bir ekip şeylere açlık duyarlar.

Amerikanın malum eğitim bilimcisi John Dewey insanoğlunun en derin isteğinin, “kıymet ve ehemmiyet sahibi olma isteği bulunduğunu” söyler.

Kabul-Onay ve Değerinin başkalarınca bilinmesi İnsanın içini kemiren açlıkların, susuzlukların en şiddetlisidir. İnsanların bu açlığını ve susuzluğunu doygunluk etmeyi bilen fazlaca nadir insanoğlu, başkalarını avuçlarının içinde meblağlar.

İnsanları son olarak moda kıyafet giymeye, en yeni otomobili kullanmaya, evlatlarından iftihar ederek söz etmeye sevk eden, bu duygu ve isteklerdir.

Yazarlara can vermez eserlerini yazdıran, Bill Gates, Rockefeller, Koç ve Sabancıları varlıklı olmaya teşvik eden niçin de aynıdır.

Bazı delikanlıları gangster olmaya yönelten de bu duygu ve isteklerden başka bir şey değildir. Eğer  bu üç davranış vaziyetini hayatımızda uygulayabilirsek hayatta neleri ele geçirebileceğimize şaşarız.

1-KABUL

Kabul, bir vitamindir. Çoğumuz, olduğumuz şeklinde kabul edilmeye açlık duyarız. Birlikte olduğumuzda gevşeyebileceğimiz birini isteriz. Pek azımız genel olarak dış dünyayla ilişkilerimizde tamamiyle “kendimiz” olma cesaretini gösteririz. Sadece yanındayken kendimiz olabileceğimiz, birlikteyken kendimiz olmayı göze alabileceğimiz birini isteriz, bundan dolayı onun bizi kabul edeceğini biliriz.

Gariptir, başkalarını kabul eden ve onları oldukları şeklinde beğenenler, başkalarının davranışlarını iyi istikamette değiştirmede en başarıya ulaşmış olanlardır.

Başka insanların iyi mi davranmaları gerektiği üstüne katı kişisel kaideler oluşturmayınız. Karşınızdakine “kendi olma hakkını” tanıyınız. Birazcık acayip bir insansa, bırakın o şekilde olsun. Sizin her yaptığınızı yapmasını  ve her beğendiğinizi beğenmesini beklemeyiniz. Sizin yanınızdayken boşalım olmasını sağlayın.

Bir psikologun dile getirmiş olduğu şeklinde, “Asla kimse, bir ötekini tekrardan biçimlendirme kudretine haiz değildir sadece, karşınızdakini olduğu şeklinde beğenmekle, ona kendisini değişiklik yapma enerjisini vermiş olmuş olursunuz.”

Psikanalistler insanların daha iyi olmalarına iyi mi yardım ederler? Hasta kendisini olduğu şeklinde kabul edecek birisini bulmuştur. Hayatında ilk kez; korkularını, utandığı şeyleri açığa çıkarır ve tabip da şaşkınlık, dehşet ve etik yargılama göstermeksizin dinler. Tüm “utanç verici” özelliklerine ve kusurlarına karşın onu  kabul eden bir insan adam evladı bulmuş olduğu için, kendisini kabul edilebilir görür ve tekrardan daha iyi bir hayata doğru yoluna devam eder.

Bir psikanalistin söylediği şeklinde:“Eğer insanoğlu “kabul” konusunu hakkaten uygulasa, fazlaca kısa sürede işimizden oluruz.”

Her insanın açlığını duyduğu birinci büyülü şey kabuldür. Tüm dünyaya karşı duran, insanların en acımasızı dahi, kendisinin kabul görmesine gereksinim duyar. Mesela;

Hitler çevrenine kendisini beğenmekte olan insanlardan küçük bir gurup toplar ve her gittiği yere onları da bununla beraber götürürdü.

Gençlik çeteleri; toplumun başka kesimlerince yada ailelerince kabul görmeyen bu evlatların, çete azalarınca kabul görerek birazcık kişisel ehemmiyet, birazcık da ilişik olma duygusu kazanmaları sonucu ortaya çıkmaktadır.

İnsanları oldukları şeklinde kabul ederseniz onlar sizden şu beş iletisi almış olurlar:

1-Ben varım.

2-Ben doğalım

3-Seviliyorum

4-Değerliğim.

5-Güvenebilirim.

Eğer oldukları şeklinde kabul etmezseniz bunların tersini algı ederler.

1-Ben yokum

2-Ben organik değilim.

3-Sevilmiyorum.

4-Kıymetli değilim.

5-Güvenemem.

İnsanları oldukları şeklinde kabul edin. Kendileri olmalarına izin verin. Sizin kendisini beğenmeniz için kusursuz olmasında ısrar eden olmayın. İnandığınız doğruları yaşaması yerine ona baskı ve diretme uygulamayın. Aynını yapmasını beklemeyin. Her şeyden önemlisi kabul mevzusunda pazarlığa girmeyin. Asla şöyleki demeyin “Bunu yada şunu yaparsan yada bana uyacak halde bazı istikametlerini değiştirirsen, sana kabul gösteririm.” Bu göstermemiz koşul olan ilgi ve sevgiyi bazı koşullara bağlamaktır. Ailelerin bir çok ne yazık ki bunun çocuk üstündeki tesirini görememekte ve “şartlı sevgi” göstermektedir.

Mesela: “Taktir alırsan benim adam çocuğumsun.”

“ Ben tembel çocuk istemem.”

“ şımarıklık yapma yoksa annen olmam.”

Ek olarak “karşılaştırma etme” da kabul edilmemenin göstergesidir. Karşılaştırma eden şahıs değersiz bulunduğunu, varlığından sevinç duyulmadığını ve sevilmediğini hisseder.

“Ali kadar kafan çalışmıyor.” ( Ali şeklinde olmadığım için beni sevmiyorlar.)

  2-ONAY

Her insanın açlığını duyduğu ikinci büyülü şey, onaydır.

Kabul, genel anlamda negatiftir. Öteki insanı hataları ve kusurlarıyla kabul edip tekrardan arkadaşlığımızı vermedir. Sadece onay, daha pozitiftir. Onayladığımız kişinin hatalarına hoşgörü göstermenin ötesinde, onda sevebileceğimiz pozitif  bir şeyler bulmadır.

Karşınızdakinde her zaman onaylayacağınız ve her zaman onaylamayacağınız bir ekip şeyler bulabilirsiniz. Bu ne aradığınıza bağlıdır.

Negatif kişilikler içimizdeki en fena yanları bulup çıkarır, bundan dolayı hep kusurlu yanlarımızı ararlar. Pozitif kişilikler onaylayacakları bir şey bulup çıkararak içimizdeki iyiyi ortaya koyar. Onların onayında, tıpkı gün ışığındaki şeklinde gevşeriz; bu duygu o denli hoştur ki, gene onaylanmak ve bu hissi yine yaşamak için başka özellikler geliştirmek suretiyle çalışmaya başlarız.

Bir çocuk psikologu kendisine “ıslah olması olanaksız” diye kazançlan bir çocuktan söz ediyor: ‘çocuğun “denetlenemez” olduğu söyleniyordu. İçine kapanıktı; ilk zamanlar konuşmadı dahi. Ele gelir hiçbir “meblağ yanı” yokmuş şeklinde görünüyordu. Çocuk reymecilik yapmaktan hoşlanıyor ve bunu iyi yapıyordu. Evde mobilyaları reymiş ve bu yüzden ceza görmüştü. Ona birkaç reyme bıçağı ile yumuşak ahşaptan oluşan bir reymecilik ekibi satın aldım. Yaptıklarını inceleyerek “Biliyor musun?” dedim, “şimdiye kadar tanıdığım evlatların içinde reymeciliği en iyi icra eden sensin.”

Kısa sürede onaylayacak başka şeylerde keşfettim ve günün birinde, bir şey söylenmesine zaman bırakmadan kendi odasını biriktirerek herkesi şaşırttı. Ona bunu niçin yaptığını sorduğumda “Bunun sizin hoşunuza gideceğini düşündüm.” diye konuştu 

Öteki insanoğlunun onaylayacağınız bir istikametini arayın. Bu ufak şey ehemmiyetsiz bir şey olabilir. Sadece öteki şahıs, bu hususu onayladığınızı bilsin; böylelikle sahiden onaylayacağınız şeyler ortaya çıkmaya başlayacaktır. Karşınızdaki şahıs sizin gerçek onayınızın tadına vardığında, başka şeyler için de onay alabilmek için davranışlarını değiştirmeye başlayacaktır.

3-DEĞER BİLME

“İNSANLAR NEZDİNDEKİ YERİN, ONLARIN SENİN NEZDİNDEKİ YERLERİ KADARDIR.”  F.G.

Bir başka temel açlık, kişinin değerinin bilinmesineduyulan açlıktır. Kıymet bilme, kıymetini arttırma anlamına gelir. Kıymetini bilmemenin, başka bir deyişle derini düşürmenin tersidir. Bir insana kıymet verdiğinizde, gerçekte onu daha kıymetli ve daha başarıya ulaşmış kılarsınız. Her zaman değerimizi azaltacak değil arttıracak insanoğlu ararız. Öteki insanların, kendilerine kıymet verdiğinizi bilmelerini sağlayın. Karşınızdakilere, sizin için önemliymiş şeklinde davranın.

Öğretmen Helen P. Mrosla’nın hatırası:

ONLARA DEĞER VERDİĞİNİZİ GÖSTERİN:

İnsanların kendilerini mühim bulmalarını sağlamalısınız. Bunu iyi mi yapacaksınız?

ÜÇ YOL:

1-  Öteki insanların mühim bulunduğunu düşünün

İnsanları “ fazlaca mühim kişiler ’’“ mühim kişiler ’’, “ önemsiz kişiler ’’diye sınıflandırmak için süre ve enerji harcamayın, istisnasız ister çöpçü olsun, ister bir firmanın genel müdürü ; sizin için hepimiz mühim olmalıdır. Bir insana ikinci derslik işlem yapmak, size birinci derslik sonuçlar kazandırmaz.

Karşınızdaki insana da “mühim olmadığı’’ hissini asla ve asla uyandırmayın. Bu sebeple her insan ; Afrika’da da olsa, ABD’da da yaşasa, bilgisiz de olsa, zeki-yoksul de olsa, varlıklı de olsa, genç de olsa, yaşlı da “mühim bulunduğunu’’sezmek ister. Kıymetli insanoğlu olduklarını onlara hissettirin ve bunu samimiyetle yapın. Onlara tavır ve davranışlarınızla “sen benim için değerlisin’’ iletisi verin .O süre insanların sizin için fazlaca şey yaptığını görmüş olacaksınız.

Karşınızdakinin aslına bakarsak mühim bir adam olmadığını içinizde duyarsanız, sizin

yanınızda onun kendisini mühim hissetmesi olanaksızdır. Öteki insanların sizin için ne

denli mühim olduklarını bir düşünün. Eşiniz, çocuklarınız, amiriniz, çalışanlarınız, müşterileriniz. Kendi zihninizde onların kıymetini vurgulayın.  Kainata baktığımız süre;

sonuçta yer yüzünde insanoğlu kadar mühim olan başka ne vardır?

İNSANLARA DAVRANMA BİÇİMİMİZ ŞÜPHESİZ ONLAR HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİMİZE BAĞLIDIR.

İNSANLAR HAKKINDAKİ HİSLERİMİZ, FİKİRLERİMİZE VE ONLAR HAKKINDAKİ BİLGİLERİMİZE BAĞLIDIR.

MEVKİYLE DEĞİL İNSANLARLA KONUŞUN.

2-  Öteki insanları fark edin (ehemmiyet verin)

Bir tek sizin için mühim olan şeyleri “fark ettiğinizi” asla düşündünüz mü? Bu yüzden, birisi bizi “fark ederse” bizlere karşı büyük iltifatta bulunmuş olur. Bizlere önemimizi kabul ettiğini göstermektedir. Bu durum, moralimizi büyük seviyede yükseltir. Ikimiz de daha dost, daha uyumlu olur ve daha fazlaca çalışırız.

Dikkat ettiyseniz ufak çocuklar dayanılmaz bir fark edilme arzusu duyar. “Bak anne, bak!” ve “baba , gel de bana bak!” tüm ana-babalara tanıdık tümcelerdir. Sadece çocuklar fark edilmeyi çoğu zaman daha zahmetli yollarla ararlar. Yiyecek yemeyi reddetme, kafasını duvara vurma, bir şeyleri kırıp-dökme şeklinde

Eşlerin de en sık yakıntı ettikleri konunu “fark edilmemektir”. Pek fazlaca koca, eşinin yeni elbisesini yada saç modelini fark etmediğinde niçin kırıldığını anlayamaz. Fakat bu davranışı; hanıma nazaran  kocasının onu dikkate değecek kadar  mühim bulmadığı mananını taşır.

3-İnsanlara büyüklük taslamayın

“GURUR, KENDİNİ BULAMAMIŞ KÜÇÜK İNSANLARA AİT BİR BOŞLUKTUR.”  F.G.

“BÜYÜKLERDE BÜYÜKLÜĞÜN İŞARETİ KÜÇÜK GÖRÜNMEK, KÜÇÜKLERDE KÜÇÜKLÜĞÜN İŞARETİ BÜYÜK GÖRÜNMEKTİR.”  F.G.

  Çoğu zaman, kendi önemimizle başkasını etkileme mevzusunda o denli istekli oluruz ki, o insan kendini küçülmüş hisseder ve böylelikle kendimizi yüceltmiş oluruz.

Karşınızdaki kişide iyi bir izlenim bırakmak istiyorsanız en etkili yol. “Onun sizi etkilediğini bilmesini sağlamaktır”. Eğer bunu sağlayabilir seniz, O da sizi tanımış olduğu insanoğlu içinde en akıllı, en cana yakın insanlardan biri olarak görecektir.

“İnsanlara kıymetini hissettirebileceğin fırsatları kaçırma ’’

  J . H. BROWN.

Pek fazlaca araştırmanın neticelerini inceleyen J. C. Staehle çalışanlar içinde huzursuzluk oluşturan ana sebepleri ehemmiyet sırasına nazaran şöyleki sıralamaktadır.

1-  Meydana getirilen tavsiyelerin dikkate alınmaması.

2-Şikayetlerin dikkate alınmaması

3-Yüreklendirme eksikliği.

4-Öteki kişilerin önünde eleştiri edilme.

5-Fikirlerinin sorulmaması

6-Başarıları hakkında informasyon verilmemesi. (İnsanlar, başarı durumlarını bilirlerse kendilerini daha iyi hissederler ve daha iyisini hayata geçirmeye teşvik edilmiş olurlar.)

7-Adam iltimas etme.

Dikkat edilirse; bu sayılanların her birinde, çalışanın öneminin anlaşılmaması yatmaktadır. Meydana getirilen işe kıymet vermemek, “senin işin  fazlaca ehemmiyetli değil” anlamına gelir. Çalışanların yakıntılarına kulak asmamak, “sen o denli değersizsin ki; yakıntıların hiçbir mana taşımıyor” anlamına gelir.

“Yalnızca insanlara kıymet verdiğinizde, onlarla bağ kurup öncülük yapabilirsiniz.”

   Jim DORNAN

İNSANLARA DEĞER VERDİĞİNİZİ NASIL HİSSETTİRECEKSİNİZ ?

Hissettirme yollarının bazıları şunlardır:

1-BOL BOL GÜLÜMSEYİN :

“BİR TEBESSÜMLE BİLE OLSA, KARDEŞİNİ SEVİNDİRMEYİ SAVSAKLAMA.” F.G.

“GÜLER BİR YÜZ İNSANLARI SİZE DOĞRU ÇEKER.”

Gülümseme karşınızdaki insanı fark ettiğinizin ve ona saygı duyduğunuzun göstergesidir. Onun için etrafınızdaki insanlara gülücük dağıtın.  Tebessüm ederken kaygılı ve sinirli olmak neredeyse imkansızdır. Gülümseme boşalım olucudur. Gülümseme kendine itimatı gösterir.

Bildiğiniz tanışılması kolay kişiler düşünürseniz, istisnasız hepsinin büyük tebessümcüler bulunduğunu görürsünüz. Gerçek ve candan bir tebessüm, neredeyse öteki insanlarda dostça duygulara neden olan bir “büyülü düğme” işlevi görür.

  İçten gelen bir tebessüm bir ekip iletiler iletir; “ Senden hoşlandım-sana arkadaşlıkla yaklaşıyorum” ayrıca “beni beğeneceğini sanıyorum” der.

Gülümsemenin dile getirmiş olduğu öteki ehemmiyetli şey “sen gülümsenmeye değersin” dir.

Tebessüm ettiğiniz şahıs de bizlere tebessümle karşılık verir. Gülümser, zira bizim gülümsememiz onun kendisini gülümsenmeyi hak etmiş duygusu hissetmesine neden olur. Başka bir deyişle; kalabalığın içinde Onu seçmişizdir, ayırt etmiş ve hususi davranmışızdır.

Gülümsemenin arkadaşlık getirmesi için onun içtenlikle gelmesi gerekir. Dudaklardan öteye geçemeyen gülümseme bir işe yaramaz. Ihmal etmeyin; karşınızdakini etkileyen, feyk gülücükler değil, onun hakkında gerçek duygularınızdır.

“GÜLÜMSEME ÖNCE BEYİNDEDİR, SONRA YÜZDE.”  Roger AILES

Aynada alıştırma yapın. Gerçek gülümsemeyi görünce tanırsınız. Aynanız gülümsemenizin gerçek mi, sahtemi bulunduğunu söyleyecektir. Gülümseme hareketlerini uygulamakla bununla birlikte gülümseme alışkanlığı ve daha çok gülümseme isteği edineceksiniz.  İnsanların kısa sürede size daha fazlaca ısındıklarını daha dostça tavırlar sergilediklerini görmüş olacaksınız. Hareketlerimiz duygularımızı, duygularımızın hareketlerimizi belirlediği kadar belirler. Hepimiz sahtesiyle gerçek bir gülümsemeyi ayırt edebilir. Gerçek bir gülümsemeyi görene dek aynanın başlangıcında egzersiz yapmayı sürdürün. Pek fazlaca şahıs, gerçek gülümsemenin kendisine iyi mi duygu yaşattığını tatmamıştır.

Birisinden bir şey isteyip gülümserseniz, o şahıs onu yerine getirmek için kendisini adeta zaruri hissedecektir.

Öteki insanı ısındırmak için, tebessümün sihrini kullanın. Tebessümün enerjisini dışarı çıkıp ölçebilirsiniz. Çıkın ve çıktığınızda onun enerjisini kendi gözlerinizle görün.

“Güler yüz altın anahtardır.’’

  Thomas Babington MACAULAY.

“Kucak dolusu gülümse. Hem fiyatı sıfırdır. Hem de bedeline paha biçilemez.

     H . Jocson BROWN.

2-  ALAKA GÖSTERİN :

“HER DÜZEYDE İNSANIN BİR İKRAM VE ALAKA ARAYIŞI VARDIR.”  F.G.

Bir kişiye ne kadar ilgi gösterirseniz size fazlaca şey verir. Karşınızdaki kişiye ne düşündüğünüzü hareketlerinizle göstermelisiniz. Ilgi görmek her insanın hoşuna gider.

SÖZGELİMİ :  1- Ziyarete gelenleri ayakta karşılayın. Derhal görüşemeyecekseniz geldiğinden haberdar olduğunuzu ve en kısa sürede kendisini göreceğinizi deklarasyonun.

2- Karşılaştığınız insanlara devamlı hatır sorun ve size sorulduğunda mukabelede  bulunun.

3- Bir ihtiyacın olup olmadığını sorun, desteğe hazır olduğunuzu  gösterin.

4-İmkanınız var ise insanları bekletmeyin. Bir randevuya vaktinde gitmek şeklinde “ küçük nezaketleri” hafife almayınız. bu küçük şeylere dayanarak karşımızdakinin ehemmiyetini belirtmiş oluruz.

5-İnsanlara “hususi işlem” gösterin. Dünyada bir insan için en gurur kırıcı, en hırpalayıcı şeylerden biri “bayağı muamelesi görmektir.

6-Heyecanla selamlayın. Slm verirken karşınızdakiler tavırlarınızdan ve ses tonunuzdan sevincinizi anlamalıdır. “Beni ne kadar fazlaca seviyor.’’ demeliler.

“ RESULULLAH (A. S.) BİZE SELAMI YAYGINLAŞTIRMAMIZI( TANIDIK, TANIMADIK HERKESE SELAM VERMEMİZİ) BUYURDU.  Ebu Ümame

3-İLGİLERİNE DE DEĞER VERİN;

İyi bir yönetici olmak istiyorsanız; yanınızda çalışan insanların kıymet verdikleri mevzuları ve bu tarz şeyleri doygunluk etmeyi bilmelisiniz. Bu tarz şeyleri sağlayamazsanız; o kişiyi kaybede bilir yada işinden hoşlanmamasına kapı aralarsınız.

Mesleklerini, zevklerini, meraklarını tanıyın ve kendilerine onlardan söz edin. Bu durum onların hoşuna gider. Bu ilkeyi yerine getirebilmek için ilgi alanlarınızı genişletin. Değişik mesleklerden ve çevrelerden gelen insanlarla ortak noktalar bulabilmeniz için fazlaca çeşitli informasyon ve kültür birikimine haiz olmanız gerekir. Bunun için değişik alanlarda yazılmış kitaplar okuyun, değişik kültürleri inceleyin. Size uyan ve uymayan insanların davranışlarını, yaşam tarzlarını gözlemleyin. Eğer bu tarz şeyleri yapmış olursanız; görmüş olacaksınız, her çeşit insanla konuşabilecek fazlaca şeyiniz olacak.

“Etkilemek istediğiniz insanların ilgilendikleri şeyleri düşünmek, her durum için kullanılabilen en muhteşem fikir ilkesidir.”

  David J. SCHWARTZ 

“Bir insana ilgili olduğu mevzu hakkında sual sorduğunuz süre onu can evinden yakalamış olmuş olursunuz.”  Herbert N. CASSON 

4-ONLARI BEKLETMEYİN; 

Bir yere vaktinde gelmemeniz, sizi bekleyenleri pek ehemmiyet vermediğinize bir işaret olarak algı edebilir.

Dakik insanoğlu ilgili ve meraklı oldukları izlenimlerini bırakırlar. Israrla geç kalanlar ise, konuşulması koşul olan mevzunun pek de ehemmiyetli olmadığı izlenimini verebilirler.

Tüm bu davranışların vereceği ileti, İnsanları ciddiye almayıp onları düşünmediğiniz izlenimidir. Veyahut onların düşüncelerini ve sağlayacakları umursamadığınızdır.

BİR RANDEVUYA VAKTİNDE GİTMEK GİBİ “ UFAK NEZAKETLERİ” HAFİFE ALMAYINIZ. BU UFAK ŞEYLERE DAYANARAK KARŞIMIZDAKİNİN EHEMMİYETİNİ BELİRTMİŞ OLURUZ.

4-İSİMLERİYLE HİTAP EDİN :

  “ İsimleri unutmamayı öğren, bu mevzuda başarısızlık alakanın kafi olmadığını gösterir.  LYNDON JOHN.

İnsanlar isimlerinin anımsanmasından -kendilerine kıymet verdiğinizi düşündükleri için- hoşlanırlar,

İsmi doğru söyleniş edin, doğru yazın. Eğer bir kişinin adını hatalı söyleniş eder yada yazarsanız, karşınızdaki şahıs onun ehemmiyetsiz birisi olduğuna inandığınızı düşünecektir.

İyi tanımadığınız kişilerle konuşurken, isiminin önüne sürekli gereksinim duyulan sıfatları koymayı ihmal etmeyin. Bu ufak sıfatlar insanoğlunun kendisini ehemmiyetli hissetmesinde akılalmaz destek sunar. ( bay, bey efendi, kadın, ufak hanım, hanım efendi,ablacığım, v.s.)

Söylentiye nazaran; Kartacalı Komutan ANİBAL, silahlı gücündeki tüm askerlerin isimlerini tek-tek bilirmiş. Eğer buysa askerleriyle arasındaki kontakt bağını kuvvetli kılmış ve dolayısıyla da onları istediği şeklinde yönetmiştir.

5-ONLARI KONUŞTURUN VE DİNLEYİN :

“Hepimiz kendini dinleyecek adamı arar.’’

  H . N . CASSON

Başkalarının anlattıklarına ilgi göstermediğiniz her durumda, kendilerine kıymet vermediğiniz mesajını göndermiş olmuş olursunuz. Fakat söylediklerine kulak verdiğinizde onlara saygı gösterdiğiniz, onları umursadığınız anlaşılır. Birini dinlemek ona gösterdiğiniz en üst düzeyde saygıdır. Feylesof Poul Tillich’ in söylediği şeklinde; “Sevginin ilk görevi dinlemektir.”

Sabırla dinleyerek ona şöyleki kabul edebilirsiniz. “Sen, dinlemeye değersin”. Onun  kendisine duyduğu kıymeti arttırmış olmuş olursunuz. Zira her insan “anlatmaya kıymet bir şeyi bulunduğunu” düşünmekten hoşlanır.

6-TAKTİR ve TEŞVİK EDİN:

   “İltifat bir fincan kahveye benzer. Gönül alır.’’

     DAVİD J . SCHWARTZ

“İnsan tabiatının en derin ilkesi taktir edilmeye duyulan iştahtır.’’

    WİLLAM JAMES

“Her insan iltifattan hoşlanır.’’

  LINKOLN

“Övgü yardımıyla kuvvetsiz bir bedeni güçlü bir hale, korku dolu bir yüreği sulha ve güvene, perişan olmuş sinirleri balansa ve güce, fena giden işleri zenginliğe ve başarıya, talebi ve yetersizliği tedariğe ve desteğe götürebilirsiniz.”  Charles FİLLMORE

   Çoğumuz içten takdiri özleriz. İçten bir üslupla övülmekten hoşlanırız. Fakat bununla pek eder karşılaşırız. Oysa övgü olağanüstü bir güçtür. Övgüden aldığımız şevk, aldatmaca değildir. Yalnızca sizin hayal ettiğiniz bir vaziyette değildir. Bilim tarafınca daha anlaşılamamış bir nedenle, gerçek fizyolojik enerji açığa çıkarmaktadır.

New Jersey’ deki Vineland Eğitim okulunda psikolog Dr. Henry H.GODDARD “ergograf” olarak adlandırdığı bir alet kullanarak bitkinlik ölçerdi. Yorulmuş çocuklar bir miktar övgü ve takdire doğal olarak tutulduklarında, ergograf enerjide ani bir sıçrama gösterdi. Çocuklar eleştiri edilmiş olduğu ve cesaretsizliğe itildiğinde ergograf  da fizyolojik enerjilerinin ansızın bire düştüğünü haber verir. Başka bir deyişle bilim övgünün enerjisini izah edemese da onu ölçebilmektedir.

İş hayatında övgünün gücünden söz ederken Charles G. NİCHOLS, evvelinde başkanı olduğu ‘Ulusal Kuru Üzüm Üreticileri Birliği’ tarafınca yürütülen ülke çapındaki bir anketten söz etmişti. Binlerce çalışan ve iş verenden, çalışanlar için ehemmiyetli bulunduğunu düşündükleri faktörleri önem sırasına nazaran sıralamaları istenmişti. Çalışanların kendi sıralamasında büyük seviyede birinci sırada yer edinen unsur “işin beğenilmesiydi”. Patronlar aynı hususu yedinci sıraya koymuştu.

Açıkça görüldüğü şeklinde pek azımız, bir çalışanın yapmış olduğu işin beğenilmesinin, ona iyi yapılmış bir iş için övgü ve takdir faktörün ne aşama ehemmiyetli bulunduğunun farkındayız.

İnsanlar her yerde hanede, işte, okulda, fabrikada övgü ve takdir edilmeye açlık duyar. Onlara açlığını çekmekte oldukları şeyi verdiğimizde, bizim de onlardan istediklerimizi, maharet olsun, iş gücü olsun, fikirler, ortaklık, her ne olursa olsun bizlere vermede bizlere eli açık davranmaları fazlaca daha ihtimaller içindedir.

İnsanların beğenilecek, taktir edilecek istikametlerini bulun, kendilerine bu tarz şeyleri belli ederek iltifatta bulunun. Yaptıkları her pozitif atılımı kutlayın. İhtiyaçları olan şeyleri vermeyi deneyin İnsanlar takdir edilen şeyleri gerçekleştirirler.Kişilere hepimiz içinde iltifat edin fakat tenkidinizi yalnız olduğunuz bir vakitte yapmayı seçenek edin.

İltifat, bir fincan kahveye benzer. Gönülleri alır, içi ısıtır. İltifatın kıymeti iltifatın miktarına, türüne, yerine, vaktine, üslubuna ve iltifat edilen kişiye bağlıdır.

İltifatınızın başarınıza katkıda bulunmasını istiyorsanız, hak eden kimseden iltifatınızı esirgemeyin. Zira tüm insanoğlu övülmek, iltifat edilmek, fark edilmek, sevilmek, sayılmak ve saygınlaşmak için çalışırlar. Kendilerini iyi hisseden insanoğlu iyi işler yaparlar.

Onları cesaretlendirin, onları motive edin eğer bu şekilde yapmış olursanız;

1-  İnsanlarla aranızda köprü kurulur.

2-  İnsanların kendilerine güvenleri ve kendilerine verdikleri kıymet artar.

  Cesaret vermek insanların zayıflıklarını görmezlikten gelip, güçlü yanlarını ortaya çıkarmaktır. İnsanlara ne kadar kıymetli olduklarını ve her şeyi muvaffak olabileceklerini açıklayın muhtemelen yapacaklardır.

Seneler ilkin insanların acıya dayanıklılığını ölçmeyi amaçlayan bir gözlem yapılmış;

  Psikologlar bir insanoğlunun içi buz dolu bir kovaya ayaklarını çıplak olarak sokmalarını istemişler ve ne kadar dayanabildiklerini ölçmüşler.

  Yalnızca bir etkenin bir ekip insanların ötekilerden iki kat daha çok dayanabilmelerini sağladığını görmüşler. Bu etkenin ne işe yaradığını biliyor musunuz.? CESARET. Yanında kendine cesaret veren kabul edilen denekler, diğerlerine oranla acıya daha çok katlanmışlar.

BİR İNSAN KENDİSİNE CESARET VERİLDİĞİNİ HİSSETTİĞİNDE , İMKANSIZ ŞEYLERE DAHİ KATLANABİLİR VE AKILALMAZ GÜÇLÜKLERİ YENEBİLİR.

Bundan sonrasında her gün bir insana sahici, candan bir övgüde bulunun. Bunu eşiniz, evladınız, amiriniz, müşteriniz yada elamanınız üstünde deneyin ve karşınızdakinin zaman kaybetmeden “canlandığını” gözlemleyin. Aynı kişinin daha dostça ve daha iş birliğine yatkın bir hale geldiğini görmüş olacaksınız.

Amerikan Endüstrisi candan övgünün ve gerçek takdirin yalnızca çalışanların kendilerini daha iyi hissetmelerini değil, bunun yanı sıra daha fazlaca iş ortaya koymalarını sağladığını kanıtlama etmiştir.

“Teşekkür ederim” demenin altı kaidesi.

  “Teşekkür ederim” sözü, doğru kullanılırsa, insan ilişkilerinde büyülü kelimeler olabilir. Aşağıdaki altı kaidesi ezberleyin. Bunlar deneyim etmiş ve kanıtlama etmiştir.

1-Teşekkür içten olmalıdır.

Demek istediğiniz şekilde ifade edin. Söylerken duygu ve canlılık katın. Rutin değil, “hususi” bir söz şeklinde gelsin kulağa.

2-Mırıldanarak değil, açıkça açıklayın.

Tam olarak ağzınızdan çıkmalı. Karşınızdakinin ona teşekkür etmek istediğinizi bilmesinden utanç duyuyormuş şeklinde davranmayın.

3-İnsanlara isimleriyle teşekkür edin.

Teşekkür ettiğiniz kişinin adını kullanarak kişiselleştirin. Bir gurupta teşekkür edilecek birkaç şahıs var ise, yalnız “her insana teşekkürler” demeyin, onların isimlerini söyleniş edin.

4-Teşekkür etmekte olduğunuz kişiye doğru bakın.

Bir insan teşekkür edilmeye değerse, bakılmaya ve fark edilmeye de değerdir.

5-İnsanlara teşekkür etme üstüne çalışın.

Bilgili olarak ve isteyerek insanlara teşekkür edebileceğiniz şeyler arayın. Bunun aklınıza gelmesini beklemeyin. Bir alışkanlık haline gelinceye kadar yapın.

  6-İnsanlara en beklemedikleri anlarda teşekkür edin.

“Teşekkür ederim” sözü, karşınızdakinin en beklemediği yada muhakkak hak ettiğini  düşünemediği aniden daha etkili olur.

Taktir ederken;

1-Taktiri derhal yapın.

2-Kati bir üslupla taktir edin.

3-Neyi, niçin, hangi istikametten beğendiğinizi anlatın.

En iyi netice, karşınızdaki hangi hususta övgü aldığını tam olarak bilirse alınır.

4-Kişiden daha fazlaca davranışı iftihar et, ne yada kim olduğundan değil.

Davranışı övmek, onu icra eden kişinin daha fazlaca çaba göstermesiyle sonuçlanır.

Ihmal etmeyin, övgü, neye amaçlanmaktaysa onu çoğaltma ve arttırma eğilimindedir. Birisini işle ilgili olarak överseniz, daha fazlaca iş yapmış olacaktır. Davranışı mevzusunda överseniz, davranışı daha iyi olacaktır. Sadece yalnızca şahıs olarak överseniz, yalnız egoizmini ve kendini beğenmişliğini arttırırsınız.

Doğru: (sekreterine) Son zamanlardaki yazılarınız hakkaten kusursuz.

Yanlış: (sekreterine) Siz iyi bir personelsiniz.

5-İltifat ederken olabildiğince samimi olmaya çalışın – görünmeye değil. Yaltaklanma kolay anlaşılır ve size de karşınızdakine de bir yarar sağlamaz. Büyük bir şey seçip içten olmamaktansa, ufak bir şey seçerek birine övgüde bulunmak ve bunu içten yapmak fazlaca daha iyidir.

8-KIRICI SÖZ VE DAVRANIŞLARDAN KAÇININ, YIKICI TENKİTDE BULUNMAYIN.

“KIYAMET GÜNÜ, ALLAH İNDİNDE MAKAMCA İNSANLARIN EN KÖTÜSÜ; DİL VE DAVRANIŞLARININ KABALIĞINDAN KAÇINARAK İNSANLARIN KENDİSİNİ TERKETTİĞİ KİMSEDİR.”  H.z. MUHAMMET.

KENDİSİ ATEŞE HARAM EDİLEN VE KENDİSİNE DE ATEŞİN HARAM KILINDIĞI KİMSEYİ SİZE HABER VEREYİM Mİ? ATEŞ, HALKA HER YAKIN OLANA, YUMUŞAK HUYLU VE İNSANLARA KOLAYLIK GÖSTERENE HARAM KILINMIŞTIR.  H.z. MUHAMMET.

“BİR KİMSE YUMUŞAK DAVRANMAKTAN YOKSUN İSE HAYRIN TAMAMINDAN YOKSUNDUR.”  H.z. MUHAMMET

“ YUMUŞAKLIK VE TATLILIK BİR ŞEYE GİRDİMİ ONU MUTLAKA TEZYİN EDER, BİR ŞEYDEN ÇIKARILDIMI ONU MUTLAKA KUSURLU KILAR.”

H.z. MUHAMMET

“YUMUŞAK KONUŞ Kİ, KALPLERİN KAPILARI AÇILSIN.”  F.G.

“GÖNÜLLERİN ANAHTARI YUMUŞAK HUY VE YUMUŞAK KELİMELERDİR.” F.G.

“Sen kaba, hiddetli ve şiddetli olursan işin yürümez. İnsanlara yumuşaklıkla işlem et, yoksa onları kirpi şeklinde dikenli bulursun.”  MEVLANA

“Tamimiyle doğru olsa da sert söz insanı yaralar.”  SOPHOKLES

“Büyük adam, küçüklere karşı davranışıyla büyüklüğünü gösterir.” CARLYLE

   Tenkidin emeli bir hatanın-eksikliğin karşımızdaki kişiye kabul ettirilmesidir.

Eleştiri etmeyin. Bu sebeple eleştiri; insanı müdafa durumu almaya kendini haklı göstermek için uğraşmaya gönderdiğinden, zararlıdır. Hatta tehlikelidir. Bu sebeple insanoğlunun hayatta en fazlaca kıymet verdiği izzet-i nefsine(onuruna) dokunur, hiddetini körükler.

İnsanlar hata yaptıklarında, hatasını yüzüne çarpmayın. Onu cemiyet içinde kati olarak utangaç etmeyin. Hatalarını düzelteyim derken bir hata da siz yapmış olmuş olursunuz. Onu sindirerek, cevap hakkı tanımayarak, suçlu olduğu duygusunu aşılayarak, üstüne yürüyerek uslandırmaya çabalamayın. Haklı olduğunuz süre insanlara bu haklılığınızı incelik ve nezaketle kabul ettirin, yanıldığınız süre ise yanlışınızı derhal kabul edin.

Hiddetlendiğiniz süre, sizi hiddetlendiren kişiye ağır konuşmakla içinizi döküp boşalım olmuş olmuş olursunuz. Lakin karşınızdakinin ne hale geldiğini bir düşünür müsünüz?

“Yumruklarınızı sıkarak bana geldiğiniz takdirde, benim yumruklatırımı iki misli sıkacağıma inanabilirsiniz. Lakin bana gelir de; ‘Gelin şu problemi beraber konuşalım, anlaşmazlığın sebebini anlayalım” derseniz, fazlaca geçmeden aramızda ciddi bir ayrılık bulunmadığını hatta anlaştığımız noktaların, ayrıldığımız noktalardan fazlaca daha çok olduğu belirir ve beraber hareket etmemize hiçbir engel bulunmadığı şipşak anlaşılır.” 

  WILSON

Eğer eleştiri edilecekse ;

1-Başkalarının hatalarını eleştiri etmeden ilkin kendi hatalarınızdan söz edin, her insanoğlunun hata yapabileceğinden söz edin. Böylelikle onun kendi hatalarını kabul etmesini elde etmiş olmuş olursunuz.

2-Cemiyet içinde asla kimseyi eleştiri etmeyin Bu biçim konuşmaları baş başa yapın.

“Her insanın önünde öv. Tenkitlerini bir kenara çekerek söyle.”  H. Jackson BROWN

3-Yakıntı ve tenkidi direk ilgili şahsa yapınız, aracı kullanmayınız.

4-Eleştiri ve yakıntının sebepleri açıkça anlatılmalıdır. Hem gerekçe hem de niyet ortaya konulmalıdır. Emel da belirtilmelidir.

5-Tenkitte karşılaştırma etme yapmak en büyük hatadır. “sen bu şekilde yaptın., yanlıştı. Oysa Erol asla bu şekilde yapmıyor….””çıkışı hem gereksiz, hem tahrip edicidir. Şahıs yok edilmek istendiğini, varlığından asla sevinç duyulmadığını, pozitif istikametlerini göz ardı edildiğini düşünür.

6-Biriktirerek yapılacak eleştiri görüntünün net olmasını engeller. Müdafa isteğini arttırır. Mevzunun kabul edilme ihtimalini azaltır. Her tenkitin tek mevzusunun bulunması doğru olur.

7-Eleştiri zaman geçirilmeden yapılmalı.

Başkalarını kötüleyeceğimize onları anlamaya çalışalım. Onların yaptıkları işleri niçin yaptıklarını gözlemleyelim ve inceleyelim. Bu şekilde bir davranış tenkitten daha fazlaca kıymetli ve verimlidir. “Her şeyi bilmek, her şeyi bağışlamaktır.”

Hekim johnson’ un söylediği şeklinde : “Yaradan dahi insanların yaşamını son bulmadan, insanları yargılamıyor.” Öyleyse bu iş bizlere düşmez.

 9– MUTLULUK VE ELEMLERİNİ PAYLAŞIN :

  Nişan, izdivaç etme, doğum şeklinde mutlu günlerde çiçek veyahut kutlama kartı göndermeyi ve kutlayarak mutluluklarına katılmayı, hastalık – kaza şeklinde vaziyetlerde “geçmiş olsun’’ dileklerini sunmayı, ölüm hallerinde de yakınlarına taziyede bulunmayı asla savsaklamayın. Dini ve ulusal bayramlarda tebrikleşmeyi ihmal etmeyin.

   Manisa da birlikte vazife yaptığımız müzik öğretmeni  arkadaşımızın Bursa’da meydana getirilen düğününe gitmiştik. Düğün sonrası bigün “Sizin düğünüme gelmeniz beni fazlaca etkiledi. Gelen olmaz diye düşünüyordum. Benim için sizin apayrı bir yeriniz var” demişti.

 “Bir kişinin başarısı karşısında onu kutlama ve elemli vaziyetlerinde taziyelerini bildirme fırsatlarını asla kaçırma.’’

  LYNDON JOHNSON

  10-ARMAĞAN ALIN :  Armağan vermek : karşıdaki kişiyi ehemmiyet verdiğinizi, ona kıymet verdiğinizi gösterir. Kalpleri birbirine yakınlaştırır. Onun için eşinize, anne – babanıza, çocuklarınıza, arkadaşlarınıza armağan almayı savsaklamayın.

“MUSAFAHA EDİN Kİ KALPLERDEKİ KİN GİTSİN, ARMAĞANLAŞIN Kİ, BİRBİRİNİZE SEVGİ DOĞSUN VE ARADAKİ DÜŞMANLIK GİTSİN.”  H.z Muhammet (S.A.V.)

  “Minik armağanlar arkadaşlık, büyük armağanlar sevgi alana getirir.’’

     LICHTERBERG

“BAŞKALARINI ZİYARET VE ONLARA ARMAĞAN VERMEK KALPLERİN KİLİTLERİNİ AÇAN İKİ ALTIN ANAHTARDIR. F.G.

ARMAĞANLAŞIN, ZİRA ARMAĞAN SEVGİYİ ARTTIRIR, KALPTEKİ KÖTÜ HİSLERİ GİDERİR. H.z Muhammet (S.A.V.)

ARMAĞANLAŞIN, ZİRA ARMAĞAN KALPTE KARALIK OLAN (KİN, BUĞZ VE DÜŞMANLIK) DUYGULARINI GİDERİR.

  11-ONU ARAYIN, ZİYARET EDİN :

ZİYARETLEŞİN, ZİRA ZİYARET SEVGİYİ PERÇİNLER. H.z Muhammet (S.A.V.)

Bunun bir büyük pozitif yanları şudur ki; siz onların yanına geldiğinizde söyledikleri her şey daha candan, daha gerçek, daha “derin” olacaktır. Kendilerini daha rahat dile getireceklerdir. Bir insanoğlunun problemini sahiden idrak etmek için onun “evine” gitmeniz, çağırmanızdan daha tesirlidir.

  Aramayan insanoğlu sizi sevmiyor demek değildir. Fakat onların aramaları sizi daha fazlaca hoşnut eder. Arayan insanların sizin için apayrı bölgeleri olur. Siz de arkadaşlarınızı arayıp ziyaret etmeyi savsaklamayın.

“Gerçek dostlar iyi günlerinizde davet edince sizi ziyaret ederler, kara günlerinizde çağrısız gelirler.’’  THEOPMRASTUS

 12-YARDIM SEVER (DİYERGAM) OLUN, ONLARIN YARDIM ETMELERİNE DE OLANAK SAĞLAYIN:

“İYİLİĞİN MÜKAFATI İYİLİKTEN BAŞKA BİR ŞEY OLUR MU?” Rahman 60

“ALLAH SANA NASIL İHSANDA BULUNDUYSA SEN DE BAŞKALARINA İHSANDA BULUN.”  Kasas 77

İNSAN NEFSİ, KENDİNE İYİLİK YAPANI SEVME FITRATI ÜZERİNE  YARATILMIŞTIR.  H.z Muhammet (S.A.V.)

“İYİLİK GÖRMENİN YOLU İYİLİK YAPMADAN GEÇER.”  F.G.

“ŞERRİNDEN KAYGI ETTİĞİN KİMSEYİ, BİR DE İYİLİKLERİNLE YUMUŞATMAYI TECRÜBE ET!”  F.G

“İNSAN ALMADAN ÖNCE VERMESİNİ BİLMELİ Kİ, ALMA MEVSİMİNDE KAT-KAT ALABİLSİN.”  F.G.

Kendinizi unutarak başkalarını düşünün. Kendisi için her türlü fedakarlığa kanlandığınızı gören bir kimse sizi ne olursa olsun takdir edecektir.

 “İyilik hiçbir süre boşa gitmeyen yatırımdır.” THOREAU

“Hizmet etmeksizin asla kimse büyük olmayı muvaffak olması imkansız. Hizmet büyüklüğün gereğidir.”  GOETHE

“Dostuna da düşmanına da yardım et, bundan dolayı o süre dostunla daha yakın dost, düşmanınla da dost olursun.”  CLEDBUL

Desteğe gereksinimi olan kişilere yardım etmenin yollarını arayın ve kendi tarzınızla yardım edin. Bunu, sonradan alacağınız karşılık için değil, insanoğlu zor durumda olduğu ve desteğe gereksinimleri olduğundan yapın.

Ek olarak size meydana getirilen ufak büyük her iyiliği takdir ettiğinizi gösterin. Size her hangi bir halde yardım eden ya da etmeye çalışan kişilere yalnız teşekkür etmekle kalmayın. Onlarla devamlı bağlantıda olun. Size verdikleri yardımı, düşünceyi ve araçları gelişmenizde kullanın. Birine hakkaten yardımınız dokunduğunu bilmek, fazlaca doygunluk edicidir; bu doygunluk duygusunu başkalarına da tattırın

13-ŞAKA YAPMAYIN (TAKILMACILIĞI BIRAKIN)

“KARDEŞİNİ ALAYA ALRAK ONUNLA ŞAKALAŞMA”H.z Muhammet (S.A.V.) 

  Takılmak ve latife yapmak, karşınızdakinin kendi gözündeki kıymetini amaçlamaktadır. Kişilerin kendi gözündeki kıymetini tehdit eden şeyler zevkli olduğu süre bile tehlikelidir. Alaycılığın bünyesinde devamlı ceberrut bir yan bulunur ve öteki insana kendisini küçülmüş hissettir.

Pek çoğumuz öteki insanların bundan hoşlanacağını düşünerek onlara takılırız. Karşımızdakinin zekamızı fark etmesini, alaycılıktaki mizahı görmesini ve söyleneni üstüne almamasını umarak iğneleyici sözler söyleriz.

Kamuoyu araştırmaları göstermiştir ki, insanoğlu yakın arkadaşları tarafınca bile yapılsa şakalara maruz kalmaktan hoşlanmamaktadır. Gene de arkadaşlarınızın şakadan hoşlanmadığınızı bilmelerini istemeyiz; oyun bozan olduğumuzu düşünmelerinden kaygı ederiz. Bu yüzden en iyi arkadaşlarınız dahi şakadan asla hoşlanmadığını söyleyemeyecektir.

ESPRİLİ OLUN: Komiklik anlaşmazlıkları çözer, kızgınlığın önünü keser, kayıtsız davranışları önler ve endişeyi giderir. Böylece baskı veren durumları yapıcı bir halde düşünmenize destek sunar.

Neşeli ve mutlu bir karakteriniz olmalı. Hiçbir şey donuk bir “Öncü” den daha

fena değildir. Sevinç bulaşıcı, motive edici ve moral rakımcı bir şeydir.

“Yükselecek tansiyonu düşürebilmek için esprili olun.”

Sang H. KIM

Gülmek bizlere iyi gelir, bundan dolayı:

1-Vücudun boşalım olması için beynin salgıladığı endorphini arttırır.

2-Vücudun strese tepkisi olan kortizonu azaltır ve sakinleşmemizi sağlar.

3-Beynin yaratıcılık merkezini harekete geçirir ve böylece,

a-)Yeniliklere, belirsizliklere, değişikliklere karşı hoşgörülü yaklaşır.

b-)Geniş fikirli olur.

c-)Sorunları çözümleme etmede ilerleme kaydeder.

d-)Riziko almaya yatkınlaşır.

Yöneticiler İçin Komiklik Kullanımı Eğitimcisi ; C. W.Metcalf ; Esprinin etkilerini şöyleki ifade ediyor.

1-   Fizyolojik enerji düzeyini destekleyen hevese neden olur.

2-  Atikliği ve zihinsel verimi arttırır.

3-  Kişisel ilişkileri geliştirir.

4-  Anlamı netleştirir ve kavramayı arttırır.

5-  Buzu kırar, düşünce ayrılığını değiştirerek iş birliğini, dostluk hissini ve ekip çalışmasını geliştirir.

6-  Konsantrasyonu geliştirir. Stres altındaki zihinler yavaş işler ve zor konsantre olurlar.

“ Komiklik anlayışı başarıya ulaşmış kişilerin niteliğidir.”

A.B.D. İşletmesinin Yeni Kahramanları Kitabının Yazarı Charles Garfıeld

Komiklik yapma kabiliyeti altı unsura bağlıdır;

1-Araştırmacı olma

2-Ilişik kılma  Dinleyiciler anlattığınız araç-gereç ile ilişkili olmalıdır.

3-Ritim  giriş, orta ve son arası uyum

4-Prova  Öncesinden birilerine anlatın. Ifade temposunu soruşturma adına bu gereklidir. Doğru sözcüğü uygun yerde vurgulamak, doğru noktada duraksamak, can alıcı noktayı tam vaktinde anlatmak .

5-Rahat olma

6-Rizikoya girme Tesirli olur yada olmaz siz anlatın.

Anlattığınızı olanağınız var ise bir videoya alıp izleyin niçin güldürdüğünüzü veyahut güldürmediğinizi gözlemleyin.

 

KENDİNİZİ GELİŞTİRMEYE VAKİT AYIRIN, UFKUNU GENİŞLETİN:

Haiz olduğu şeylerle kanaat etmeyin, daha iyiye ve kusursuza erişme çabası gösterin. Bir insanoğlunun hayatındaki pozitif gelişmeler, her zaman kişisel gelişmeyi gerektirir. Görüşünüzü gerçekleştirmek için iyi mi bir gelişme içinde olmanız icap ettiğini düşünün. Sonrasında da arzu ettiğiniz şahıs olabilmek için neler öğrenmeniz icap ettiğini belirleyin. Öğrenmeyi ve gelişmeyi hep sürdürün, okumaya aşık olun.

“NE YAZIK Kİ, BU GÜNKÜ İNSANIMIZIN EN KAREKTERİSLİK BİR YANI, OKUMAMAK VE DÜŞÜNMEMEK. ZANNEDİYORUM BİZİ VERİMSİZ HALE GETİREN DE İŞTE BU. İSTİSNALAR OLSA DA, BU BİR GERÇEK.”  F.G.

“ÇOK KİTAP OKUMALI, SÖZGELİMİ BİNLERCE SAYFALIK KİTAPLAR ÇOK KISA VAKTE SIKIŞTIRILARAK OKUNMALI VE HAZMEDİLMELİ. KİTAP OKURKEN DE DİKKATİMİZİ ÇEKEN ÖZGÜN YERLER NOT ALINMALI VE GEÇMİŞ BİLGİMİZE DAYANARAK GÖRDÜĞÜMÜZ EKSİKLİKLER BİTİRMELİDİR.  F.G.

“ Bulunduğunuz yerin en iyi süngeri siz olun.”

  “En büyük ve karlı yatırım, kendine meydana getirilen yatırımdır.”

David J. SCHWARTZ

1-Başkalarının fikirlerine kulak verin.

“KİMDEN GELİRSE GELSİN İNSAN, KENDİ SİSTEMİNE, KENDİ DÜŞÜNCELERİNE, KENDİ DÜNYASINA VE KENDİ MENFAATİNE OLACAK BİLGİ VE MÜLEHAZALARDAN YARARLANMAYI BİLMELİ VE HELE DENEYİM SAHİPLERİNİN DENEYİMLERİNDEN İSTİFADE ETMEYİ DA, KATİYEN İHMAL ETMEMELİDİR.”  F.G.

“AKILLI İNSAN YANILMAYACAĞINI İDDİA EDEN  VE BAŞKALARININ FİKİRLERİNE KARŞI MÜSTAĞNİ KALAN İNSAN DEĞİLDİR. AKILLI İNSAN YANILMASININ BEŞERİ OLDUĞUNU KABULLENEREK, İŞLEDİĞİ HATALARI DÜZELTEN VE FARK DÜŞÜNCELERİ DEĞERLENDİRİP ONLARDAN YARARLANMASINI BİLEN İNSANDIR.  F.G.

Yeni düşünce ve tekliflere açık olun. İşe yaramaz, yapılamaz, hiçbir kıymeti yok, avanakça şeklinde kelimeler ağzınızdan asla çıkmasın.

  Farklılık çeşitlilik, zenginlik anlamına gelir. Şu şekilde bir düşünün etrafınızda bilgilerinden, deneyimlerinden, zekalarından yararlanılacak kim bilir kaç insan var.

Yeni düşünce ve görüşlere açık olduğunuzu karşı tarafa hissettirin. Çalışanların fikirlerinden ve düşüncelerinden yararlanmasını bilin. Değişik düşüncelerin toplandığı bir havuz olun.

Hiçbir müdür ; kendisini buyruğu altında çalışan personelin tamamından daha akıllı

saymamalıdır. Onlarca personelin çalmış olduğu bir işyerinde bilgilerinden, deneyimlerinden,  zekalarından yararlanılacak kim bilir kaç insan vardır?

Japonlar bunu fazlaca iyi yapıyorlar. Çalışanların her türlü tavsiye, tavsiye ve uygulamalarına kapıları açıktır. Her insanın düşündüğünü söyleyebildiği bir ortamda ortaya fazlaca güzel şeyler çıkar.

Nerede hür düşünmek ve düşündüğünü söylemek kısıtlanmışsa, orası geri kalmıştır.

Ayrı olarak bizlere düşünce de vermesine olanak tanımadığımız sürece, bir insanoğlunun adale gücünün yüzde yüzünü elde faktörüz ruhsal istikametten imkansızdır. A.B.D.’ de Sanayi işçileri üstünde tutulan kayıtlarla bu husus kuşkuya yer vermeyecek şekilde kanıtlama etmiştir. İdarede netlikle söz sahibi olmayan, tavsiye ve düşünce katkısında bulunmayan, kendi düşüncelerini dile getirmelerine müsaade edilmeyen işçiler, tavsiyelerde  bulunmaya teşvik edilenlere karşılaştırma et daha azca iş yapmaktadırlar.

 Kalımcı Yönetim Robert C. Hood’ un her alanda kullandığı yöntem. Bu sistem ailede de uygulanılabilir. Haftalık toplantılarla çocuklar dinlenir, onların da fikirleri alınır.

“İNSANLAR OLUŞTURMASINA YARDIMCI OLDUKLARI ŞEYLERİ DESTEKLERLER.”

 “Hayatta başarıya ulaşmış olmanın sırrının başkalarının deneyimlerinden faydalanmayı bilmek, verilen tembihleri can kulağıyla dinlemek, ilgili yayınları dikkatle okumak ve kazanılan detayları değerlendirmek olduğuna inanırım. Dolayısıyla iş hayatındaki başarımı, mesai dostlarımla kurduğumuz; uzun seneler devam eden yakın iş birliği elde etmiştir.” Vehbi KOÇ

2-Beyin takımınızı kurun

“GÜNDEM BELİRLEMEK VE HADİSELERİN NABZINI ELDE TUTABİLMEK İÇİN DEVAMLI FİKİR VE DÜŞÜNCE ÜRETEN BİR ‘BEYİN KADROYA’ VE DÜŞÜNCELERİ PRATİĞE DÖKECEK ‘DİNAMİK İNSANLARA’ İHTİYAÇ VARDIR. TABİİ BÜTÜN BUNLAR, BİRER TASARI VE PROGRAM GEREKTİREN İŞLERDİR.”  F.G.

  Artık “Tek Adam” “ One Man Show” devri geçti. Başarı göstermiş olmak istiyorsanız  takımınızı  kurun. Anaparada, çalışmada ve düşüncede ortaklaşa hareket edenler için karın  hududu  yoktur.   Vehbi KOÇ

3-Kendinizi başarıya ulaşmış insanlarla karşı karşıya kazancın

Başarı göstermiş insanları gözlemleyin. Onlara sorular mesele. Onları yansılamak edin. Görmüş olacaksınız giderek onlar şeklinde düşünmeye başlayacaksınız.

4-Negatif düşünenleri yakın dost olmaktan çıkarın.

Kendilerine ilişik hiçbir imgesel olmayan insanoğlu, sizinkileri göremezler. Bu biçim insanoğlu gelişiminizi engeller, sizin duyduğunuz aşk ve şevki öldürürler.

 GÖRÜŞ (Vizyon) SAHİBİ OLUN.

“Göz bozukluğu gördüklerimizi sınırlar, görüş bozukluğu ise yaptıklarımızı.” 

  Franklin FIELD

  Webster Sözlüğü’nde görüş(vision) kelimesi şöyleki tanımlanmaktadır. “düzgüsel görme haricinde görüldüğü kabul edilen nesne;…gerçekte görünmediği halde bir şeyi algılama kabiliyeti, mesela zihinsel beceri, kuvvetli önsezi….hayal etme gücü

Kelime anlamından uzaklaşıp, mecazi anlamda kullandığımızda ise; GÖRÜŞ: Önümüzde bulunandan daha fazlasını görebilme kabiliyetidir. Başkaları tarafınca kolayca fark edilmeyen özellikleri görebilmek anlamına gelir. Fırsatı görebilmek anlamına gelir.

  “Şans, hazırlıklı olarak fırsatlarla karşılaşmaktır.”

Anthony Robbins

“ Gelecek daima; olabilecekleri açıklığa kavuşmadan uzun süre ilkin görenlerin olacaktır.”

Geleceği gözler önünde canlandırabilme kabiliyeti için de kullanılır. (Walt Disney görüş sahibiydi.)

“Görüş, gelecek günlerde iyi mi ve neler olabileceği  yada olması gerektiği hakkında zihnimizde canlanan resimdir.”  Yazar George BARNA

Görüş büyük faydalar getirir ve çok önemli fırsat kapıları açar. Bir insanoğlunun enerjisini arttırır. Görüş büyüdükçe, verdiği güç de artar.

GÖRÜŞÜN SAĞLADIĞI FAYDALAR:

1-Görüş işimize kıymet katar. Her görevin bir kıymeti vardır. En bayağı vazife bile, daha büyük bir emele hizmet ettiğinizi gördüğünüzde size bir doygunluk hissi verebilir.

  Bir binada tuğla örmekte olan üç ustayla konuşan insanın hikayesi gibidir. Adam ilk ustaya “Ne yapıyorsun?” diye sormuş. Usta; “Ekmeğimi kazanıyorum” demiş. Aynı suali ikinci ustaya yönelttiğinde, “Tuğla örüyorum” yanıtını almış. Sıra üçüncü adama vardığında ise, tuğlacı şevkle; “Katedral yapıyorum” demiş. Bu insanların üçü de aynı işi yapmaktaydı. Sadece yalnız üçüncüsü, bir görüşle güdülenmişti. Büyük resmi görmesi, işine kıymet katmaktaydı.

2-Görüş, geleceğinizi evvelce haber verir. Görüşünüz olduğunda, geleceğiniz muhtemelen o vizyonun gerçekleşmesi olarak ortaya çıkacaktır.

GÖRÜŞÜN ÖNÜNE GEÇEN ENGELLER

1-Geçmişimiz, görüşümüzü sınırlayabilir.

Geçmişimiz , muhtemelen başka her şeyden daha çok bizi sınırlama gücündedir. Genel anlamda gelecekteki ihtimalleri geçmiş başarılara yada başarısızlıklara bakarak gözden geçiririz. Bilhassa sıkıntılı, yaralayıcı ve başarısız bir geçmişiniz var ise, gelecek hakkında görüşlerinizi geliştirmek için daha fazlaca çalışmanız gerekir. “Öğrenilmiş umarsızlık” girdabını kapılmayınız.

ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK : Bu kavram bizlere başarısızlığın kesinlikle öğrenilmiş

bulunduğunu gösteriyor.

 

Köpek balığı, öteki balığı yemesin diye araya cam bölme konuluyor. Köpekbalığı öteki balığı yiyecek için  çabalayıp duruyor.  28 saat sonrasında köpekbalığı, aradaki cam bölme kaldırılmış olmasına karşın, balığı yemekten vazgeçiyor. Bu sebeple benim bu balığı yemem ihtimaller içinde değil diye düşünüyor.

   İnsanlar da bu şekilde olabilir. Başarısız olacağınıza hakkaten inanıyorsanız, görüşünüzü sınırlamış olmuş olursunuz. Bunu düşünün. Büyük hayaller görmeye hazır olun ve hudutlarınızı deneyin. Gücünüzü hapsetmeyin.

2-Mevcut baskılar, görüşümüzü sınırlayabilir.

  Günün birinde yiyecek almak suretiyle eşeğini pazara götürmüş olan Nasrettin Hoca ile adam çocuğunun öyküsü; Hoca eşeğin üstünde giderken, adam evladı yürüyormuş. Yoldan geçenler: “Aman Yarabbi, oldukça sağlıklı adam eşeğin üstünde gidiyor, zavallı çocuk yürüyor” demiş.

  Bunun üstüne Hoca adam çocuğunu eşeğe bindirmiş. O süre çevrenindekiler: “Ne büyük saygısızlık. Babası yürüyor, adam evladı eşeğe biniyor” demişler.

   Bunun üstüne ikisi de eşeğin üstüne binmiş. Gelen-geçen de, “Ne acımasız insanlar-ikisi birden zavallı eşeğin sırtına binmiş”, demişler.

  Bunun üstüne ikisi de inip, eşekle beraber yürümeye koyulmuş. İnsanlar: “Ne akılsızlık, sapasağlam eşek boş dururken, ikisi de yürüyor” demişler.

  Sonunda gün ilerlemiş, Hoca, adam evladı ve eşek pazara varmışlar. Onların gelişini görenler şaşırmış: baba-erkek çocuk, eşeği sırtlamışlar taşıyorlarmış!

Nasrettin Hoca şeklinde ikimiz de duyduğumuz baskılardan o denli fazlaca etkileniriz ki, nereye ve niçin gitmekte olduğumuzu unutabiliriz.

Fazlaca mühim işler ve boş konuşmalar bizi o denli meşgul edebilir ki, zihnimizde görüşe yer kalmaz. Bunun sizin de başınıza gelmesine müsaade etmeyin.

 

3-Meseleler, görüşümüzü sınırlayabilir.

Tarih, meselelerle karşılaşan, sadece bu tarz şeyleri aşmayı muvaffak olan büyük insanlarla doludur.

Sözgelişi;  Daha önceki dünyanın büyük hatibi ÇİÇERO kekeme idi. Konuşmaya başladığı zaman hepimiz ona kahkahalarla gülüyordu. Sadece O büyük bir hatip olma görüşünü taşıyordu. Deniz kenarında ağzına çakıl taşları koyarak, aylarca konuşma egzersizleri yapmış oldu.

  Jül SEZAR, sara hastası olmasına rağmen ilkin general, sonrasında da imparator oldu.

  BETHOVEN, sağır olmasına rağmen senfoniler besteledi.

  Charles DICKENS, bir ayağı aksamasına ve fukara bir aileden gelmesine rağmen Viktorya devri İngiltere’sinin en büyük romancısı oldu; bundan dolayı yazar olma görüşüne sahipti.

  Her insanın meseleleri vardır. Bazıları, doğuştan gelen eksikliklerdir. Ötekiler, kendi kendimize oluşturduğumuz problemlerdir. Sizinkiler ne olursa olsun, onların gelecek üstüne oluşturduğunuz görüşleri yok etmesine müsaade etmeyin.

4-Bakış açısından yoksun olmak, görüşümüzü sınırlayabilir.

Bakış açısından yoksun olma, çok önemli seviyede kısıtlayıcıdır.1801’lerde Birleşik Devletler Patent Dairesi’ndeki bir görevlinin, kıymeti olan hiçbir şey buluş edilemeyeceğini sandığı için; zira hiçbir gelişme o dönemde olmamıştı, dairenin kapatılması icap ettiğini söylemiş bulunduğunu, düşünebiliyor musunuz? 1900’den bu yana sağlanan teknik gelişimleri düşündüğümüzde, birin bu şekilde bir tavsiyede bulunmuş olduğuna inanmak, olanaksız geliyor.

Perspektif mevzusunda sorunlarınız var ise, her şeyi daha değişik bir bakış açısından görmeye çalışın. Öteki kültürleri inceleyin. Sonrasında, bir tek gözünüzü geleceğe dikerek, şimdiki zamana bakın.

“Sadece görünmeyeni görebilen, olanaksızı muvaffak olabilir.”

  Frank GAINES

5-Mevcut durumumuz, görüşümüzü sınırlayabilir.

Yeteri kadar ister ve ele geçirmek için ihtiyaç duyulan bedeli öderseniz, derhal her şey mümkündür. Ne kadar hudutlu görünürse görünsün, mevcut durumunuzun görüşünüzü çalmasına müsaade etmeyin. Hayalleriniz büyük olmalı.

 

 SORUNLARI ÖNCEDEN GÖREBİLMEK İÇİN UYUM USTASI OLUN:

“İDARECİ HERŞEYDEN HABERDAR OLMALI AMA HERŞEYE DE MÜDAHALE ETMEMELİDİR.”  F.G.

  Ritimde bozulma olup olmadığını sık-sık deneyin . Yanlış sesleri derhal fark edin. İşletme içi hastalıklara karşı dikkatli olun.

“BERABER ÇALIŞTIĞIMIZ ALTTAKİ İNSANIN MEMNUNİYETİ ÇOK ÖNEMLİDİR.”  F.G.

Kıvılcımları göremeyenler yangınları önleyemezler”

  Gizli saklı anlaşmazlıklar, gaz kaçağı gibidir. Gaz kaçağının farkına varılmadığı takdirde odayı tamamen doldurur ve dışardan gelen birinin yakacağı bir kibrit her şeyi havaya uçurur. Gizli saklı çekişmeler, örtülü rekabetin gereği anlaşmazlıklar, kişisel uyumsuzluklar etkinlik sürecinin bir yerini karıştırabilir, en ehemmiyetlisi başka insanları içine alabilir.

“BİR ARKADAŞIN PROBLEMİ VARSA ONU KESİNLİKLE DİNLEMELİYİZ., ONDAN SONRA KARAR VERMELİYİZ.” F.G.

Bir kurum insan vücudun  gibidir.  Bu yüzden rastgele bir yerindeki sakatlık yada hastalık, vücudun öteki uzuvlarını da asla kuşkusuz  etkisinde bırakır. Sağlıklı yaşamak için vücudun tüm uzuvlarının uyum içinde emek harcaması gerekir. Kurumlarda böyledir. Minik rahatsızlıklar  rehabilitasyon edilmediği takdirde büyük hastalıklara neden olur. Eğer önlem alınmazsa  kurum yaşamı tehlikeye girer. Onun için potansiyel sorun kaynaklarını iyi izlemelisiniz. Başka bir deyişle; Sorun olabilecek yada çıkarabilecek kişileri, odakları ve koşulları. Böylelikle problemi çıkmadan ilkin tedbire bahtınız olur.

  “Hiçbir sorun vaktin geçmesine tahammül edemez.”

  SANG H. KIM

  Onun için  vakalarla denetiminizden çıkmadan ilkin ilgilenin.

 

Problemlerin iyi  istikametleri de vardır; “Çıkan sorun bizlere o ana kadar göremediğimiz teferruatları görme, duyamadığımız sesleri duyma olanağı verir.”

  “Minik ikazların büyük kıymeti vardır.”

  “ Duvarda belirecek bir çatlak, binayı kurtarabilme fırsatıdır.”

  PERSONELLERİNİZE İŞ TATMİNİ SAĞLAMALISINIZ

KÖTÜ ORTAMDA İYİ İŞ ÇIKMAZ.”

1-  Personelinize itimat vermelisiniz. Acaba beni ne süre işten çıkartacak psikolojisi içinde olan  insanlardan verim alınamaz.

2-Çalışacakları temiz bir ortam sunmalıyız.

3-  Dinlenme zamanlarında onları rahat ettirecek mekanlar olmalı ( Amerikan Kolejinde öğretmen odasında çay set vardı isteyen çayını içiyordu.)

4-  Adil ve tatminkar bir fiyat siyasetiniz olmalı. Müessesede ücretler emek harcama oranına nazaran saptamalıdır. Çalışanla, çalışmayanın aynı tutarı almış olduğu bir iş yerinde canlılık, verim ve zevk olmaz. Ne kadar iş üretirse üretsin aynı tutarı alan birisi, zaman içinde yavaş çalışmanın daha iyi bulunduğunu düşünecektir. Ek olarak almış olduğu tutarı verdiği hizmetle ödeyemeyen hiçbir personel yerinde kalmamalıdır.

5-  Onlara yapacakları değişik işler bulmalısınız Aynı işi yapmak, meydana getirilen işin hudutlu olması, insanoğlunun ruhunu sıkar. İnsanlar kabiliyetlerini geliştirebilecek bir takım etkinlik yürüttükleri zaman işlerine daha fazlaca sarılırlar

6-  Verdiğiniz görevin tamamını yapmalarını sağlayın  İşin ufak bir bölümünü değil de tamamını yapmak, baştan sona işi götürmek, “bunu ben yaptım” veyahut “şunu ben ürettim” diyebilmek insana memnunluk verir.

Ayrı olarak şu hususlar personelinizin memnuniyeti açısından fazlaca ehemmiyetlidir:

1-Onlara gösterdiğiniz itina

2-Sizinle ilişkisi

3-Kararlarınıza iştirakı

4-Düşüncelerinin kabul görme  derecesi

5-Emek verme koşulları

6-İş tatmini (İşi manalı bulmalı, iş ehemmiyetli ve enteresan görüldüğünde çalışanlar daha çok motive olur. Onun için değecek bir şeyi yaptığına yada ürettiğine inanmalı.)

7-Sorumluluk taşımak  (İnsanların işte kendilerini rahat hissetmeleri için onlara belli bir oranda otonomluk tanımak gerekir. Bu da şu anlamına gelir;

a)  Özgürlük tanımak : Buyruklar vermek yerine, insanlara kendi görevlerini programlama  ve yürütme yetkisini tanıyın. Bu onları,  kendi metotlarını geliştirmeye, sorumluluk alma ile ilgili hazır olmaya ve sorumluluk almadan mesut olmaya yöneltecektir.

b)  Güç vermek : Tüm kararları kendiniz vermek yerine, çalışanların yaptıkları işin sonucundan sorumlu olmalarını sağlayın. Bu yaptıkları işten kişisel olarak gurur duymaları sonucunu getirecektir.

İnsanlara, mesuliyet alma fırsatını tanımanız önemlidir. İşin içine ne kadar fazlaca girerlerse, o oranda mesuliyet alma isteği taşıyacaklardır.

Bundan dolayı hangi kişilere , ne şeklinde sorumluluklar verilmesi icap ettiğini belirlemelisiniz. Şaşırtıcı sonuçlar ele geçirebilirsiniz. Mesela; asla fazla mesaiye kalmayan ve işle ilgisi yokmuş şeklinde görünen bir yardımcının aslına bakarsak mesuliyet eksikliğinden şikâyetçi bulunduğunu, mesuliyet verildiğinde gece gündüz iş yerinden çıkmadığını görmüş olacaksınız.

İnsanın beklediği sorumluluğu ona yüklemek, büyük bir motivasyondur. Ek sorumluluklar vermek de öyledir. Doğal, mesuliyet almanın, kendilerini geliştirmenin bir yolu bulunduğunu ve gelişmelerini dikkatle izlediğinizi, insanlara açıkça belirtmeniz koşuluyla.

İŞİ NE KADAR ANLAMLI HALE GETİRİRSENİZ, İNSNLAR YAPTIKLARI İŞE O KADAR İLGİYLE SARILIRLAR. İNSANLARA NE KADAR OTONOMLUK TANIRSANIZ, SONUÇLARIN SORUMLULUĞUNU ÜSTLENMEYE O KADAR ÇOK GÖNÜLLÜ OLURLAR.

   DÜRÜST OLUN:

“DOĞRULUK ŞİARINIZ OLSUN. BU YÜZDEN İSTERSE ALEM HALKI SİZE BÖN DESİN. ONLARIN ALAYLARA VE DUDAK BÜKMELERİ, SİZİ KIRACAK YERDE, ZEVKLENDİRSİN. BİR GERÇEĞİ ORTAYA VURURKEN ALAYA ALINMAK HAYSİYETTİR. ŞUNU BİLİN Kİ; İNSAN NE KÖTÜLENMEKLE KÜÇÜLÜR, NE DE METHEDİLMEKLE BÜYÜR.  F.G.

Dürüstlük en yakın dostunuz olsun.

Dürüstlük; Kendini kişisel kazanç yerine KARAKTERE

Kolaylık yerine İLKEYE

Kısa vade yerine UZUN VADEYE adamaktır.

  Dürüstlük ; bir işte başarıya ulaşmış olmak için en gereksinim duyulan özelliktir. Dürüstlük başkalarının size güvenmesine olanak sağlar. Itimat kişisel ve mesleksel ilişkilerde en ehemmiyetli etkendir. İnsanları bir arada tutan yapıştırıcıdır. Tesirli bir şahıs yada kuruluş olmanın anahtarıdır.

Bir kurumda yöneticiye karşı itimat yoksa ; Kaynaşma ve beraberlik olmaz. Kaynaşma ve birlikteliğin olmadığı yerde de muvaffakiyet olmaz.

  Dürüstlüğün faydası  = GÜVEN

  Güvenin  faydası  = ETKİLEME dir.

İnsanlar size güvenmeye başladığında etkileme düzeyiniz yükselir. Kişinin içinde, sizin yanınızda teminatta olma kaygısı var ise, size güvenip potansiyeline erişme isteği duyamaz. Fakat kendini güvende hissediyorsa, pozitif karşılık verip içindeki en iyi duyguları ve potansiyeli ortaya koyar.

Center For Creative Research tarafınca meydana getirilen araştırmada ; Bir organizasyonun en üst kademesine çıkmak isteyen birisinin, tüm engelleri geçse dahi, birinin itimatını boşa çıkartıp dürüstlüğünü tehlikeye attığında kesinlikle başarıya ulaşmış olamayacağı görülmüştür. Itimat fazlaca azca yada asla yoksa, söylem ne kadar tesirli olsa, hem de atılan her adıma iyi, niyet hakim olsa dahi muvaffakiyet sağlanamaz.

Ayrı olarak siz de personelinize itimat duyduğunuzu belli etmelisiniz. EMERSON’ un uzun zaman ilkin söylediği şeklinde: “ İnsanlara güvenirseniz onlar da size karşı dürüst olacaklardır.” LES GIBLIN’ bu konudaki tespiti de sahiden fazlaca ehemmiyetli: ”Karşınızdakine ona güvendiğinizi hissettirin; o da kendine güvenmeye kıymet bulunduğunu kanıtlama edecektir.”

Deneyin yalnızca lafta kalmadığını, işe yaradığını  görmüş olacaksınız.

DÜRÜSTLÜĞÜNÜZÜ ÖLÇMENİZİ SAĞLAYAN SUALLER.

1.  Hiçbir şey kazanmayacağım insanlara ne kadar iyi davranıyorum?

2.  Başkalarına karşı açık mıyım?

3.  Birlikte olduğum insanlara rol yapıyor muyum?

4.  Spot ışıkların altındaki insanla, yalnızken olduğum insan aynı mı?

5.  Hatalarımı zorluk çekmeden kabul ediyor muyum?

6.  Başka insanları kişisel işlerimden üstün tutuyor muyum?

7.  İş ahlakı standartlarım değişmez mi, yoksa ortama nazaran değişiyor mu?

8.  Bir bedele mal olsa dahi zor kararlar veriyor muyum?

9.  Başkaları ile ilgili söyleyeceklerimi yüzlerine mi söylüyorum, yoksa arkalarından mı konuşuyorum?

10.Düşündüklerim, yaptıklarım ve söylediklerim için minimum bir kişiye sorumlu muyum?

Sualler üzerin de iyi düşünün. Eğer karakterinizi değişiklik yapmak sizin için ciddi bir ihtiyaçsa… En fazlaca sorun yaşadığınız bölümler üstünde çalışınız.

BAŞKALARININ GÜVENİNİ KAZANABİLMEK İÇİN;

1-VERDİĞİNİZ SÖZÜ TUTUN:

“YAPAMAYACAĞINIZ ŞEYİ SÖYLEMENİZ ALLAH KATINDA PEK BÜYÜK BİR GAZAB SEBEBİDİR.  Saf 3

“AHDİ DE YERİNE KAZANCIN.  KESİN KİAHİDDEN DOLAYI MESULİYET VARDIR. İsra 34

“VERİLEN SÖZDE DURMA İNSAN OLMANIN GEREĞİDİR.”  F.G.

“BİN KERE VAD EDECEĞİNE BİR KERE VADİNİ YERİNE GETİR.  F.G.

Kararlarınızda söz ve davranışlarınızda meblağlı ve istikrarlı olun. Sık-sık karar değiştirirseniz ve sözlerinizi unutursanız personelinizin itimatını yitirirsiniz.

Bunun için tutamayacağınız sözler vermeyin. Tutmaya niyetli bulunmadığınız sözler de vermeyin.

Lafınızı tutmak size zarar verecekse, işin başındayken söz vermeyin. Verdiğiniz her sözü tutun.

 2-KİMSENİN YÜZÜNE SÖYLEYEMEYECEĞİNİZ SEYLERİ ARKASINDAN SÖYLEMEYİN: İnsanları kötüleyerek değil, överek ve yücelterek destek bulabilirsiniz. Eğer birisi ile ilgili negatif bir düşünceniz veyahut tenkidiniz var ise, bunu onun yüzüne söyleyecek kadar cesaretli ve çağdaş olun. ‘Sen kalıbı’ ile cevap verin.

 3-YALAN SÖYLEMEYİN: Gerçeği söyleyemiyorsanız susun. Uzun vadeli başarılar doğruluk ve dürüstlük üstüne heyetmiştir.

4-AÇIK OLUN: Başka insanlarla ilişki oluşturmak emeliyle  iletişime geçtiğinizde, kalbinizi açın ve kendiniz olun. Ne kadar gizlemeye çalışsanız, insanoğlu eninde sonucunda kusurlarınızı anlayacaktır. İnsanlara karşı açık olup, zayıf istikametlerinizi  kabul ederseniz, insanoğlu içtenliğinizi ve dürüstlüğünüzü takdir edecektir. Böylece sizinle daha rahat ilişki kuracaklardır.

6-SEVİMLİ, CANA YAKIN VE SAMİMİ OLUN.

“İNSAN SEVMEDİĞİNDEN İSTİFADE EDEMEZ.”  F.G.

“Sevilmek için , sempatik olunuz.’’

   P. NASON

 “Bir insan güler yüzlü ve sempatik ise ve halkın sempatisini kazanacak kadar akıllı ise herhalde devamlı bir başarı ondan yana olacaktır.’’

  H . N . CASSON

   Onlara ilgi gösterin, onlarla bağ kurun. Personeliniz kim olursa olsun, kendisini sevdiğinizi ve güvendiğinizi hissettirin. Bu sizin değerinizi arttıracaktır. Personeliniz de size itimat duyacaktır. Bağ kurmadan ilkin insanları harekete geçirmeye kalkmak güvensizliğe, direnişe ve ilişkilerin gerginleşmesine kapı aralayabilir.

  Hepimiz başarıya ulaşmış ve mesut olmak ve önlerinde giden insanlardan bir şeyler öğrenmek ister. Fakat insanlarla kişisel bağ kurana kadar hayatlarında belirgin bir tesir bırakamazsınız. Bir tek bundan sonrasında onları bir yolculuğa çıkarabilir ve gerçek bir farklılık oluştura bilirsiniz.

Eğer karşınızdaki kişinin kalbini kazanmak istiyorsanız, her şeyden ilkin ona , sempatik , cana yakın ve samimi bir dost olduğunuzu göstermelisiniz. Sadece böylece onun yakınlığı ve itimatını kazanabilirsiniz.

7-PERSONELİNİZİ SEVİN:

“İNSANLARI SEVİP, SEVDİĞİNİ DE HİSSETTİRME AKLIN YARISIDIR.”  F.G.

“İNSANLARIN GÖNÜLLERİNİ FETHETMEMEK İÇİN EN KESTİRME YOL, SEVGİ YOLUDUR. VE SEVGİ YOLU PEYGAMBERLER YOLUDUR. BU YOLDA YÜRÜYENLERİN  YÜZLERİNE KAPILAR KAPANMAZ! ES TESADÜFEN BİRİ KAPANSA BİLE ONUN YERİNE YÜZLERCESİ BİNLERCESİ AÇILIR. BİR KERE DE SEVGİ YOLUYLA GÖNÜLLERE GİRİLDİ Mİ, ARTIK HALLEDİLMEDİK HİÇBİR SORUN KALMAZ.”  F.G.

  Sevgi olmadan bağ, gelecek ve ortak başarı olmazEkip  olarak oynayacaksanız, birbirinizi sevmelisiniz.

Yanınızdaki insanlara sevgi ve ilgi göstermek için süre ayırın. Onların sizin için ne anlam dile getirdiklerini dile kazancın. Sırtlarını sıvazlayın ve uygun allarda onlara sarılın. Asla onlar için hissettiklerinizi bildiklerini sanmayın, bunu onlara tekrar-tekrar açıklayın. Birine sık-sık onu sevdiğinizi söylemenin hiçbir ziyanı yoktur.

8-ONLARA KARŞI SAYGILI OLUN:

“SENİ MEMNUN EDCEK ŞEYLERİN, ALEMİDE MEMNUN EDECEĞİNİ UNUTMA!”  F.G.

“SENİN HALKTAN BEKLEDİĞİN MUAMELE, HALKIN DA BEKLEDİĞİ MUAMELEDİR.”  F.G.

Başkalarının size saygı göstermesini istiyorsanız, onlara saygınlık etmelisiniz. Bir fazlaca değişik bölgede emek harcama fırsatınız olduysa ve iki insan (size saygınlık edenler ve göstermeyenler) tipiyle de çalışıysanız, saygının ne kadar edici bir etken bulunduğunu görmüşsünüzdür. Size iyi davranan insanlardan ne kadar kolay etkilendiğinizi kendi deneyimlerinizle bilirsiniz.

  KAİDE: Rağmendeki kişinin göstermesini istediğin tutum ve davranışları kendin takının.

   Başka insanlarla temaslarımızda, kendi tutumlarımızın anların davranışlarıyla bizlere yansıdığını görürüz. Bir ayna karşısında durur şeklinde. Gülümsediğinizde aynadaki adamda gülümser. Sert bakmış olduğunuzda aynadaki adam da dik bakar. Bağırdığınızda aynadaki adam da bağırarak cevaplar.

“ Saygı görmek için saygılı davranın.”

   Sang H. KİM

 9-PERSONELİNİZİN PROBLEMLERİNDE ONLARA YARDIMCI OLUN.

Tüm olanaklarınızı kullanarak personelinizin her türlü sorunlarını çözmeye ve

onlara destek olmaya çalışın. Meydana getirecek gücünüz yoksa da yapmak istediğinizi izah edin. İyi, güzel, yararlı bir şeyler yapmak istediğiniz halde buna zamanınız, kadronuz, paranız, programınız yetmeyebilir, benzeri başka engeller olabilir. Bu şekilde bir durumda bu istediğinizi içinizde gizlemeyin. İzah edin. İyi bir şey istediğinizi, niyetinizi bilsinler. Böylelikle hem destek bulursunuz, hem daha rahat bir ortam için yumuşaklık sağlarsınız.

Her insanın fark etmenizi beklediği bir sorun yada problemi fark ettiğiniz anda bunu da gizlemeyin. Sıkıntıyı bildiğinizi, problemin bilincinde olduğunuzu izah edin. Çözüme ne şeklinde koşulların engel bulunduğunu anlatın. Sıkıntının bilincinde olmayan duyarsız yönetici tipi, sıkıntıyı aşamamanın gerginliğini taşıyan yönetici tipinden daha negatiftir ve idarede daha tesirsizdir.

Personelinizin hak ve çıkarlarını her yerde ve her zaman savunun ve savunma edin. Böylelikle sevgi, saygı ve güvenlerini kazanırsınız.

10-PERSONELİNİZİN ARASINDA AYRIM YAPMAYIN.

“ADALET, HER YERDE GEÇERLİ OLAN ANAPARADIR.”  F.G.

“ŞAYET İNSANLARIN SİZİ KABUL ETMELERİNİ İSTİYORSANIZ, ONLAR ARASINDA BİR AYRIMCILIK YAPMAYIP, HEPSİNİBİRDEN KUCAKLAMANIZ GEREKİR.””  F.G.

“İNSANLARA EŞİT ŞEKİLDE YAKLAŞILMALI.”  F.G.

  Yansız, adaletli ve objektif olun. Örgütünüzün olanaklarını, hak ve menfaatlerini personeliniz içinde eşit dağıtın.

11-HATA YAPARSANIZ ÖZÜR DİLEYİN.

“İNSANIN KENDİSİNİ YANLIŞSIZ GÖRMESİ EN BÜYÜK YANLIŞTIR. SONRA DİĞER YANLIŞLIKLAR ONUN ÇEVRENİNİ SARAR VE O İNSANIN KENDİSİ SANKİ YANLIŞ OLUR.”  F.G.

“SIK-SIK HATALARA DÜŞMEMEK, DOLAYISIYLA İTİBARINI YARALAMAMAK İÇİN ÇOK DÜŞÜN, AZ KONUŞ VE BAŞKALARINI DİNLEMEYİ SAVSAKLAMA.”  F.G.

Dikkatli davranıp aynı hatayı tekrar yapmamaya çalışın. Netlikle kendi hatalarınızı başkalarına yüklemeyin yoksa personelin saygısını ve itimadını kaybedersiniz.

Ayrı olarak başkası tarafınca aleyhinize söylenecek her şeyi kendiniz söyleyiniz ve başkalarına fırsat vermeden bu tarz şeyleri ortaya dökünüz. Şipşak durumun değiştiğini görürsünüz. Bu şekilde yapmakla karşınızdakinin size karşı açmış olduğu yelkenleri şişiren tüm rüzgarı çekmiş olmuş olursunuz.

“NEYİ, KİME, NE VAKİT VE NEREDE MÜRACAAT EDECEĞİNİ BİLMELİ, HER İŞİ EHLİNE SORMALI VE VERMELİDİR.”  F.G.

İdare hataları çoğunlukla karar hatalarından oluşur. Karar hataları da, karar verilen mevzularda eksil informasyon, yanlış değerlendirme, alternatifleri göz önünde bulundurmamadan oluşur. Tek başına kabul eden şahıs olmak yerine, karar verme sürecinin bir parçası olma maharetini gösterin. Her düzeydeki çalışanınızla istişare etmeli onların görüşlerini de almalısınız. Bu sayede her insanın desteğini arkanıza almış olmuş olursunuz.

“Başkalarının çabalarını, bilgilerini, deneyimlerini, fikirlerini ; kendi çaba, informasyon, tecrübe ve fikirlerimize katma faaliyeti olan müracaat etme, yakın arkadaşlarımızdan biri olarak yanımızdan asla ayrılmamalıdır. “

12-YETKİNİZİ DEVREDİN

Yetki aktaran bir insan olduğunuzda, insanlarla beraber ve onlar vesilesiyle çalışır, fakat aslına bakarsak daha fazlasını yaparız. Başkalarına kendi kişisel ve mesleksel gelişmelerinde en yüksek düzeye erişme imkanı elde etmiş oluruz . Özetlemek gerekirse yetkilendirmek tesirimizi başkalarına yaymaktır. İnsanların potansiyelini görmek, kaynaklarımızı onlarla paylaşmak ve tamamiyle onlara güvendiğimizi göstermektir.

PERSONELİ TANIYIN:

İnsanları manaya mahareti, insanoğlunun haiz olabileceği en büyük değerlerden biridir. Bu yalnızca iş alanında değil, yaşamın her alanında pozitif etki oluşturabilmek için gereklidir. İnsanları idrak etmek onlarla konuşma ve antak kalma maharetini etkileyecektir. İdeal yönetici bir kontakt ustasıdır. İletişim hataları yönetici için, yönetim hatalarıdır.

Yönetici için söylenecek en fena şey ; personelin söyleyeceği şu sözdür: “Sanırım beni anlamadı”. İnsanları anlamazsanız, onlarla birlikte çalışamazsınız. Birlikte çalışmanın olmadığı yerlerde de başarının varlığından söz etmek .

Personelinizin ilgi alanlarını, alışkanlıklarını, yetiştiği ortamı öğrenin ve ona nazaran davranın.

Personelinizi değerlendirirken, davranış ve davranışlarının gerçek nedenlerini öğrenin ve ona nazaran değerlendirin.

“İNSANLIĞA VERİLEN HİZMETİN SELAMETİ İÇİN İNSANLAR İYİ TANINMALI VE SONRA İSTİHTAM EDİLMELİDİR.  F.G.

“HER SARI ALTIN, HER PARLAYAN IŞIK, HER AKAN SU DEĞİLDİR…”  F.G.

Personeliniz arısında bir iş kısmı yapmalı, herkesi informasyon ve maharetine uygun işte çalıştırmalıdır. Bunun için de, yönetici astlarını iyi tanımalı, onları bilgili ve yetenekli oldukları alanlarda istihdam etmelidir.

“Muvaffakiyet her insana kaldıra bileceği ağırlığı kaldırtmaktır.”

OTORİTENİZİ YAPICI  HALE KAZANCIN(TEHDİT ETMEYİN).

“İNSANLARA HİZMET İÇİN İDARECİ OLUNMALI YOKSA İNSANLARA HÜKMETMEK İÇİN İDARECİ OLUNMAZ.”  F.G.

   Otoritenizi asla güç gösterisine dönüştürmeyin.Yönetici tehdit etmez, karar verir ve uygular. Tehdit kesinlikle bir yönetim  metodu değildir. Eğer elle tutulur gözle görülür, doğrulanmış tespitleriniz var ise önlemlerini belirleyin, karar verin ve net bir halde uygulamaya koyun. Yolunda gitmeyen işler ve bunlara sebep olanlar hakkında iyi hazırlanmış ve otomatikman devreye girecek mekanizmalar bulunmalıdır. Elektrik kesintilerine karşı iyi mi jeneratörünüz hazırsa ve derhal devreye giriyorsa iş akışındaki her hangi bir kesinti karşısında da “jeneratörleriniz” hazır olmalıdır.

Otoritesini düzen etmekten fazlaca fırça atmak için kullanan bir yönetici otoriteyi güç gösterisine dönüştürmüş olur. Güç gösterisine dönüşmüş bir otoritenin düzen etme gücü kalmaz. Otorite arttıkça, daha davranışlarında ölçülü, daha yumuşak, daha anlayışlı kullanılmalıdır.

UNUTMAYIN; PERSONELİNİZİ ELDE EDERSENİZ, SİZ DE BAŞARIYI ELDE EDERSİNİZ. YÖNETİMDE BAŞARININ SIRRI ÖNCE İNSANI ELE GEÇİRMEKTİR.

  SIK-SIK PERSONEL DEĞİŞİMİ VERİMİ DÜŞÜRÜR:

1* Çocuk açısından

2* Veli açısından

3* Öğretmenler açısından

 NASIL ÖDÜLLENDİRECEĞİNİZİ İYİ BİLİN:

Yöneticiler, işinde ve görevinde üstün başarıya ulaşmış ve randımanlı mensubu ödüllendirmeli,  ödüllendirme yöntemiyle tüberkülozluluğu artırmalı, cezayı mecburi hallerde uygulamalıdır.

“CEZALANDIRMAYA MUKTADİR OLDUĞUN ZAMAN BAĞIŞLA Kİ, AFFIN BİR DEĞERİ OLSUN.”  F.G.

“MUKAFATLANDIRMADA ÇABUK OLMAK, CEZALANDIRMADA TEENNİDE BULUNMAK ASFİYA AHLAKIDIR.”  F.G.

Yöneticiler gerektiğinde personelini yönetim etmeyi de bilmelidir. Bilerek ve bilmeyerek  hatalar olabilir. Hataların ısrarında cezalandırmalı. Zira kabahat ehemmiyetliyse ceza verilmezse yöneticinin  otoritesi sarsılır.

“HER HANGİ BİR KURUMUN BAŞINDAKİ İDARECİ KESİNLİKLE DİSİPLİNLİ OLMALIDIR. DİSİPLİN TEVAZUYA MANİ DEĞİLDİR. BUNA LİTARATÜRÜMÜZDE CİDDİYET DENİR.

İDARECİ İDARE ETTİĞİ KURUM İLE ALAKALI PRENSİPLERİ TAVİZSİZ UYGULAMALIDIR. ANCAK GÖRDÜĞÜ AKSAKLIKLARI GİDERMEDE HEM YOL GÖSTERMELİ HEM DE BİZZAT AKTİF OLARAK MÜBAŞERETTE BULUNMALIDIR. AYRI OLARAK EMRİ ALTINDAKİLERE ŞEFKATLİ, MÜRÜVVETLİ DAVRANMALI VE ONLARIN DERTLERİYLE YAKINDAN İLGİLENMEYİ KATİYEN SAVSAKLAMAMALIDIR. BU DAVRANIŞ İDARE EDİLENLERİ İDARECİYE KARŞI SAYGILI DAVRANMAYA SEVKEDER BÖYLELİKLE PRENSİPLERİ TATBİK DAHA DA KOLAYLAŞIR. YOKSA TEVAZU OLSUN DİYE İŞİ LAUBALİLİĞE GÖTÜRMEK HİÇ KİMSEYE YARAR VERMEZ VE İDAREDE CİDDİ BİR BOŞLUK BAŞ GÖSTERİR.  F.G.

   İdarede disiplinsizlik, disiplin ve ceza metotlarıyla giderilemez. Sadece disiplinsizlik sebeplerinin çözümleme etmesiyle önlenebilir. Disiplinsizlik, daha fazlaca yöneticinin yanlış ve hatalı idaresinin bir neticesidir.

( Adaletsizlik, haksızlık, taraflılık )

Disiplinsizlik olunca yöneticiler kontrolü artırır. Denetim baskı anlamına gelir. Baskı tepki yaratır. Tepki de disiplinsizliği arttırır.

Yöneticiler ceza vermede varyemez, ödüllendirmede eli açık olmalıdır. Ayrı olarak ödül hak eden bir davranış var ise illa netice beklemeye gerek kalmamıştır. İyi ve güzel davranışlar ödüllendirilirse netice zati kendi kendine gelecektir. Ödül mensubu özendirir ve sevindirir fakat ceza mensubu yönetici aleyhinde birleştirir ve tepkiyi geliştirir.

Gereksiz ödül dağıtımı ödülün kıymetini düşüreceği  için ödüle erişme çabaları

azalacak, mühim bir motivasyon deposu söndürülmüş olacaktır. Hak etmeyenlere ödül verilmesi, evvelinde aynı ödülü alanların gücenmesine, ödüllerin kıymetini kaybetmesine, moral bozukluğuna kapı aralar.

  Ödülü yalnızca parasal boyutlu düşünmeyin; Yoğun bir halde, her türlü sıkıntıları göğüsleyerek, fizyolojik ve tinsel engellere karşın tüm gücüyle çalışan birisine candan tebessümünüz, yollayacağınız bir bardak çay büyük bir ödül kıymeti taşıyacaktır. Bu sebeple bu hareketin ““yaptıklarının farkındayım” masajı fazlaca kuvvetlidir. Çalışmamızın bilincinde olunmasından hangimiz hoşlanmayız.

ETKİLİ OLMAK İÇİN, TÜM İŞLERİNİZİ VE GÖRÜŞMELERİNİZİ KENDİ MAKAM ODANIZDA YÜRÜTÜN. PERSONELİNİZİN ODASINDA ONLARA BUYRUK VERMEKTEN KAÇININ ORADA SADECE KONUK OLUN.

GÖRÜŞMELERDE VE KONUŞMALARDA, ETKİLEMEK VE HÜKMETMEK İSTEDİĞİNİZ KİŞİLERE YAKLAŞIN. ONLARI HAKİMİYET ALANINIZA ALIN. UNUTMAYIN, YAKIN MESAFE DAİMA ETKİLEYİCİDİR.

DEĞİŞİME AÇIK OLUN:

“Değişimi kucaklayın; büyük mutluluk sizi orada bekliyor.”

Arthur PINE

Değim, gelişim için koşuldur. Değişimin olmadığı yerde gelişimden söz edilemez. İlk aylarda derhal büyük ve köklü düzen etmeler ve farklıklar önermeyin. Astlarınıza da alışkanlıklarında farklık getiren buyruklar vermeyin. Ilkin, siz mevcut düzene uyun ve uyum sağlayın. Sonrasında, onlar da size uyar. Bilhassa ilk üç ay dinlemede kalınca. İnsanlar, mevzular ve vakalar ile ilgili informasyon sahibi olun. Objektif değerlendirme yapın. İhtiyaç duyulan düzen edici kararlarınızı üç ay sonrasında verin ve uygulamaya geçin. Ihmal etmeyin yeni birinden gelen yenilikler reaksiyonla karşılanır. Ve yeni yöneticiler derhal hırpalamaya başlanır.

Üstünüzün desteklemediği, uygulama olanağı olmayan yenilik ve farklıkları de sakın  yapmayın. Sonrasında, buyruğunuzu geri almak vaziyetinde kalır, enerjisini  zayıflatırsınız.

 “Her oyuncu ötekini düşünmek zorundadır.”

Geen Bay Packers’ ın efsanevi koçu :  Vince LOMBARDI

İŞLETMEDEKİ TAKIM RUHUNU YARALATMAMALISINIZ.

Bir işletmenin üç temel deposu vardır.

Bu üç kaynağın da VERİMLİLİK üstünde tesirleri vardır. Bu tarz şeyleri fazlaca iyi değerlendirmek gerekir.

1.   Fiziki kaynaklar

2.   Mali kaynaklar

3.   İnsan kaynakları : Bir örgütün rekabet üstünlüğünün deposu da insan kaynaklarıdır. Sorun şurada düğümlenmektedir. İnsanların hayal güçlerini, yenilikçi özelliklerini, heyecanlarını, ileriye ilişik derin bilgilerini, kuruluşun faydanını iyi mi kullanacaksınız?

  Muvaffakiyet öteki insanların desteğine bağlıdır. Kazanmanıza yardım edecek  kişilerin desteğini harekete geçirin. Bunun için de insanların desteğini sağlama yöntemlerini ne olursa olsun öğrenmelisiniz. Birlikte çalıştığınız insanlara “ Biz bu işi birlikte yapıyoruz.” “Birlikte muvaffak olacağız.”mesajını vermelisiniz. Bu durum insanlara kullanıldıklarını değil yararlanıldıklarını düşündürecektir. Büronuzun  çay-kahve hizmetlerini sunan görevli dahi, bir bütünün ayrılmaz parçası bulunduğunu düşünmelidir.

  Büyük Öncüler, taraftarlarına bilhassa bir yere ilişik olduklarını hissettirme kabiliyetine sahiptirler. Mesela: Napoleon Bonaparte, insanları mühim hissettirmede ve katılma duygusu vermede ustaydı. Kampı dolaşması ve her subayı isimiyle selamlamasıyla ünlüydü. Konuşmuş olduğu adama memleketini, karısını ve ailesini sorardı. Onun da bulunmuş olduğu bir çatışma yada çatışma yada manevradan söz ederdi. Adamlarına gösterdiği ilgi ve onlara ayırdığı süre, onlara ahbap olduklarını ve bir yere ilişik olduklarını hissettiriyordu. Bu yüzden, adamlarının kendilerinin ona adamış olmaları şaşırtıcı değildir.

YÖNETİCİ ASIL MAHARETİNİ, BERABER ÇALIŞTIĞI İNSANLARIN POTANSİYELİNİ

AÇIĞA ÇIKARMAKLA GÖSTERMELİDİR.

“EN TATMİN EDİCİ SONUÇLARI ALAN KİŞİ HER ZAMAN EN ZEKİ KİŞİ DEĞİLDİR, GENELLİKLE ÇALIŞANLARIN BEYİNLERİ VE BECERİLERİNİ EN İYİ KOORDİNE EDEBİLEN KİŞİDİR.    W. Alton JONES

 

Personelinizin maddi ve içsel kuvvetlerinden ne kadar yararlanabiliyorsunuz?

Onların beyin gücünden ne kadar istifade edebiliyorsunuz? Onların daha verimli emek harcamaları için gereksinim duyulan olan koşulları sağlıyor musunuz ?

Çalışanların enerjilerini ve tüm kuvvetlerini kurumun faydanına kullanıp kullanmadıklarını denetim ediyor musunuz ?

İP, İP OLARAK KOPAR VE HİÇBİR ŞEY DİLE GETİRMEZ. BİRLEŞİP HALAT OLDUKLARINDA BİR DEĞERE ERİŞİRLER. İTTİFAK HALAT OLMA DEMEKTİR.  F. Gülen

Birlikte ilerleyeceğiniz kişileri toplamak için çabuk davranın. Yanınızda başkalarının da bulunduğunu gösterdiğinizde, fazlaca daha çok ciddiye alınızsınız. Zira siz bir takımsınız

Büyük Öncüler kendilerinden ilkin takımının mutluluğunu düşünürler. Takımın çıkarı söz konusu olduğunda hangi noktada durduğunuzu görmek için aşağıdaki sualleri cevaplayın.

Başarı göstermiş Bazı Oyunu için Yedi Sual

1-Öteki insanlara kıymet katıyor muyum?

2-Müesseseye kıymet katıyor muyum?

3-Her şey yolunda gittiğinde başkalarını çabuk takdir edebiliyor muyum?

4-Takımımız yeni azalar bulmakta ısrarlı mı?

5-Kenar oyuncuları ihtimaller içinde olmasıyla birlikte tesirli kullana biliyor muyum?

6-Takımdaki insanoğlu istikrarlı bir halde ehemmiyetli kararlar alabiliyor mu?

7-Takımımızın emeli yıldızlar üretmekten fazlaca zaferler kazanmak mı?

Birkaç suale “HAYIR” cevabı verdiyseniz, takıma karşı tutumunuzu yeni baştan gözden geçirin. “ Büyük Öncü, insanları informasyon ve maharet istikametinden kendisini geçecekleri noktaya kadar geliştirmek isteyen kişidir.”  Takımdaki her bir ferdi Öncü yapmalısınız.

TAKIM RUĞUNUN YARALANDIĞINI NASIL ANLARSINIZ.( BU MOTİVASYON EKSİKLİĞİNİ DE GÖSTERİR:)

Memnunsuzluk çoğunlukla davranışlara yansır. Ayrı olarak aşağıdaki emareler de bir kimsenin halinden memnun olmadığı ile ilgili sizi uyaracak işaretlerdir;

1-  Daha çok çaba sarf etmesi gerekirken iş birliğinden kaçınıyorsa

2-  Fazladan bir iş yapmak söz mevzusu olduğunda gönülsüz davranıyor.

3-  İşe geç geliyor, erken çıkıyor, kafi bir öne sürülen nedeni olmadan izin alıyor.

4-  Paydos saatlerini uzatarak çalışmadığı süreyi fazlalaştırmaya çalışıyor.

5-  Kendisine verilen görevleri zamanında bitirmeyerek son teslim tarihini geciktiriyor.

6-  Standartların altında kalıyor.

7-  Önemsiz mevzularda devamlı şikâyet ediyor.

8-  İşler iyi gitmediğinde başkalarını suçluyor.

9-  Kendisine verilen direktifleri hiçe sayıyor.

İnsanların hoşnutsuzluğunu belli eden bazı klasik sözler,

·  Bu asla olmamalıydı.

·  Bizi dinleselerdi.

·  Ne şekil bir şirkette çalışıyoruz

·  Daima, son olarak benim haberim olur.

·  Tüm hata onlarda.

·  Adam sende

·  Olacağı buydu işte.

Tüm bu konuşmalar alttan alta negatif bir tavrın işere tidir. Alelacele öteki insanlara da bulaştırılma eğilimi taşır. Motivasyon eksikliği çeken birkaç şahıs, fazlaca sayıda insanoğlunun motivasyonunu kısa sürede bozabilir. İnsanların motivasyonu bir kez bozuldumu, morallerini düzeltmek ve verimi arttırmak güç olur.

1-Ekip azalarının kendilerini direkt ilgilendirmeyen sorumluluklardan kaçınması.

2-Ekip azalarının çoğun işten kaçması.

3-Ekip azalarının içinde gizli saklı anlaşmazlıklar olması.

4-Bulundukları durumdan memnun olmamaları.

5-Azalar arası sık-sık uyuşmazlıkların baş göstermesi.

ÇOK GÖZE BATMAYIN:

GARAZ İNSANI, KÖR SAĞIR VE KATI YÜREKLİ EDER.

İnsan tabiatında olan bir şey başkasını çekememektir. Hele kısa sürede fazlaca başarıya ulaşmış olan insanları, pek seven çıkmaz. Bunun iki sebebi vardır;

1-insanların çekememesi.

2-Birilerinin menfaatine dokunacak görünmesi

Peki ne yapmak gerekir. Göze batmamak gerekir. Hangi durumda olursa olsun, iş yapılmalı, başarı ele geçirilmeli; lakin bunun reklamı yapılmamalıdır. Olur olmaz her yerde bu başarıdan söz edilmemelidir.

Her insan bir şeyler yapmalı fakat kendini fazlaca afişe etmemelidir. Kendi başarısını çekemeyenler olabileceği şeklinde, menfaatine dokunacağını da düşünenler çıkabilir.

KOLAY ERİŞİLEBİLİR OLUN:

Asla kimseyi uzaktan eğitemezsiniz. Bunu yalnız yakından yapa bilirsiniz. Bu işleme ilk başladığınızda insanlara fazlaca süre ayırmanız gerekecektir. Fakat kendi güvenlerini ve karşılıklı itimatı kazanmaya başladıklarında daha azca kişisel kontağa gereksinim olacaktır. Bu düzeye gelene kadar size kolaylıkla erişebileceklerinden güvenilir olun.

ŞİKAYETLERİ KÜÇÜMSEMEYİN:

“Yakınma istemem” tavrı yaygın olmakla bir yerinde değildir. Denetim altıda, istismara sebep olmayacak şekilde şikayetlere açık olmalısınız.

Fakat şikayetlere çanak tutmayın. En iyisi şikayete alan vermeyecek bir uyanıklık  içinde  vakaları ve insanları izlemektir.

HOŞ GÖRÜLÜ OLUN:

“ALLAH HOŞ GÖRÜ SAHİBİDİR. BÜTÜN İŞLERDE HOŞGÖRÜ SAHİBİ OLUNMASINI İSTER.” H.z. MUHAMMET

“KOLAYLAŞTIRINIZ, ZORLAŞTIRMAYINIZ, SEVİNDİRİNİZ, NEFRET ETTİRMEYİNİZ…”  H.z. MUHAMMET

“HAK DOST, DÜŞEBİLECEĞİ YERLERDE DOSTUNU KOLLAYANDIR; HER İŞİNDE ONA BAŞ SALLAYAN DEĞİL…”  F.G.

Sadece her hareketi de hoş görü ile karşılamayın. Herkesi, her şeyi ”hoş gören” bir yöneticinin de pek sevilmediğini söylemeliyiz. Sınırsız hoş görü, iyi ve fena davranışa hak etmiş olduğu tavrın gösterilmediği bir ortam meydana getirir. Bu da her insan için rahatsız edicidir; bundan dolayı hakkaniyet duygusunu yaralar.

ONLARA DOĞRU HAREKETE GEÇİN:

  “İNSANLAR YALNIZ, ÇÜNKÜ ARALARINA KÖPRÜ YERİNE DUVAR YAPIYORLAR.”   Joseph F NEWTON

İnsanların birbiriyle bağ kurmamalarının  bir  fazlaca sebebi olduğuna biliyoruz. Bunun başlıca sebeplerinden birisi; bilhassa şirketlerde, bir fazlaca öncünün kendileriyle temas kurmanın sorumluluğunun alt kademelere ilişik olduğuna inanmasıdır. Oysa bunun tam tersi doğrudur. Etkili olmak için ilkin öncülerin harekete geçmeleri gerekir. Dostluk kurma işini karşıdaki insana bırakırsanız fazla dostunuz olmaz. “Ilkin onlar bizi arasın, ilk adımı onlar atsın, ilkin o konuşsun” bunların hepsi yanlış tutumlardır. İlk adımı ilk siz atın. Hatta insanlarla tanışıp, kaynaşmak için gerekirse yolunuzu bile değiştirin. Çekingen ve sıkılgan olmayın.

Üstler astlarına gitmiyorlar, onları bulundukları yerde karşılamıyor ve bağ kurmuyorlarsa, fazlaca  büyük oranda tesir kaybı yaşayacaklardır.

Tom Peters ve Nancy  Austin’ e nazaran ”ABD‘da verimlilik yönetiminin bir numaralı problemi oldukça kolaydır; Çalışanları ve müşterileriyle ilgilenmeyen yöneticiler.”

 ORTAK TECRÜBELER YAŞAYIN:

Beraber akşam yemeğine çıkın. Birlikte bir maça yada pikniğe gidin. Yolcu edin. Hiçbir şey insanları bilmedikleri bir şehrin kilitlenmiş bir trafiğinde havaalanına yetişmek ellerinde bavullarla son dakikada  uçağa kapağı atmak için koşarken olmasıyla birlikte birbirine bağlamaz.(terslikler insanları kesinlikle birbirine yaklaştırır.)

Birlikte geçireceğiniz her deneyim sizi bir birinize bağlayacak ortak bir geçmiş oluşturacaktır.

Yedi gün sonu kaçamağı tasarılayın ve bu şekilde bir programa eşlerinizi de dahil edin. Aslolan mühim olan, daha derin bağlar kurma olanağı tanımak ve ortak deneyimler yaşamaktır.

BİR GÖREV ALIRKEN

1.   Pohpohlamalara, söz vermelere ve tehditlere kulak asmayın; problemi iyice inceleyin, verilecek sorumluluğu hakkaten üstlenebilir misiniz, karar verin. Size verilen işteki başarı talihini araştırın.

2.   Baktınız ki size sorumluluğu veriyor, buna karşılık bu işten en verimli sonucu ele geçirme olanaklarını kısıtlıyorlar; o süre ‘bana tam yetki vermezseniz, sorumluluğu başkası alsın’ deyin.

3.   Size verilen bir görevi ne olursa olsun yazılı olarak isteyin, altında da imza olsun.

Yaptığım işten zevk alacaksam kendimi tüm ruhumla, düş gücümle ve bilgimle ona adamalıyım. O süre zevk kendiliğinden gelir, kalite de ister istemez onu izler.

YÖNETİCİLİĞİN İŞLEVLERİNİ İYİ BİLİN VE UYGULAYIN

1-  TASARILAMA Hedefleri tanımlamak, gelece yönelik tahminde bulunmak, doğru işlerin doğru zamanda yapılabilmesi için takvim yapmaktır.

İyi yönetebilmek için tasarı yapmak durumundasınız. Bu da sizin en sonunda erişeceğiniz hedefinizi bilmenizi gerektirir. İşinizi yerine getirmek için şu dört noktayı bilmeniz gerekir;

a)  Şu anda bulunduğunuz yer.

b)  Nerede olmak istediğiniz.

c)  Oraya iyi mi erişeceğiniz.

d)  Oraya eriştiğinizi iyi mi anlayacaksınız.

Hedeflerinizin neler bulunduğunu bilmeniz, işi planlamanızı ve doğru istikamete gitmeye devam etmenizi sağlar.

Planlama yapmak için şu mevzularda beceri kazanmalısınız;

1-  İçinde bulunduğunuz vaziyeti çözümlemek

2-  Erişilmesi gerekeni evvelce düşünmek

3-  Bunun iyi mi yapılacağını hesaplamak

4-  İlerlemeyi sağlamak ve gereksinim duyulan düzen etmeleri yapmak.

2-ÖRGÜTLEME  Neyin gereksinim duyulan olduğuna ve kimin hangi işi yapacağına karar vermektir. Bu gereksinim duyulan görevleri yürütebilmek için işi ayırmak ve kaynakları (hem parasal kaynakları hem de insan kaynaklarını) belirleyerek, yapılacak işleri doğru bir halde bölüştürmek anlamına gelir.

  Örgütlemek, işleri baştan aşağıya dikkatle düşünmek ve;

a)  Yürütülmesi koşul olan hususi görevler.

b)  Her vazife için kullanacağınız araç-gereç

c)  Bu görevleri kimlerin yürüteceği şeklinde mevzuları belirlemek mananına gelir.

Organizasyonda başarıya ulaşmış olmak için şu mevzularda maharet kazanmalısınız.

1-  Mantıklı düşünme

2-  Elinizdeki kaynakları düzen etme

3-  Akılcı kararlar alabilme

3-İDARE ETME  Yönerge verme, koordine etme, insanları çalışmaya özendirme ve önderlik etme anlamına gelir. Bu yüzden, çalışmaya katılan her insanın şunları bilmesi gerekir;

Bu yüzden, çalışmaya katılan her insanın şunları bilmesi gerekir;

1-  Son amaçlar.

2-  Yapacakları belirli işler

3-  Yapacakları işte aranan standartlar.

İnsanların, bir işi niçin yaptıklarını bilmeleri, daha randımanlı ve gereksinim duyulan standartlara uygun çalışmalarını sağlar. Yaptıkları işin emelini bilirlerse inisiyatiflerini daha yapıcı halde kullanırlar.

4-DENETLEME  Her şeyin yolunda gidip gitmediğinden güvenilir olmak için, gözünü işlerden ayırmamaktır.

Tasarınızı, denetleme işlevini kullanarak düzeltecek ve düzen edeceksiniz.

İnsanların daha çok çaba harcamasını sağlamak için şunları yapmalısınız;

1-  Yapılacak işler ile ilgili onlara sorumluluk verin.

2-  Kendilerine en uygun tarzda çalışmalarına destur verin.

3-  İyi bir performans gösterdiklerinde onları takdir edin.

  DAĞILMAMAK İÇİN DAĞITIN (YETKİ DEVRİ)

Vazife paylaşımı olmalı. Yetkisini gönül rahatlığıyla güvenilir insana devretmeyen yönetici yetkiyi devretmediği için pek fazlaca şeyi incelemek, pek fazlaca kişiyle görüşmek ve pek fazlaca işi tek başına yapmak zorunda kalacaktır. Her işi kendisinin yapması dolayısıyla vakitsizlikten, kendi işlerini bile örgütleyemeyen bir yönetici pozisyonuna düşecektir.

Öncüler yetkiyle yetişir. Başkalarına öncü olmayı öğretmek, bayrak yarışında çubuğu diğerine uzatmak şeklinde bir şey. İyi koştuğunuz halde çubuğu öteki koşucuya aktaramazsanız, yarışı kaybedersiniz. Fakat iyi koşar başka iyi koşucular bulup yetiştirir ve çubuğu rahatça uzatmayı öğretirseniz; sonucunda kazanırsınız.

Yetki veren birinin buyruğundaki insanoğlu, yetenekli bir sanatçının elindeki kağıda benzer. Hangi maddeden yapılmış olursa olsun, birer hazineye dönüşebilirler.

Başkalarını yetkilendirme kabiliyeti kişisel ve mesleksel başarının anahtarıdır.

“Ne kadar çalışırsanız çalışın, kişiliğiniz ne kadar etkisinde bırakan olursa olsun, başkalarıyla beraber çalışamıyorsanız iş hayatında ilerleyemezsiniz.”

   John CRAİG

Yetki aktaran bir insan olduğunuzda, insanlarla beraber ve onlar vesilesiyle çalışır, fakat aslına bakarsak daha fazlasını yaparız. Başkalarına kendi kişisel ve mesleksel gelişmelerinde en yüksek düzeye erişme imkanı elde etmiş oluruz . Özetlemek gerekirse yetkilendirmek tesirimizi başkalarına yaymaktır. İnsanların potansiyelini görmek, kaynaklarımızı onlarla paylaşmak ve tamamiyle onlara güvendiğimizi göstermektir.

Başkalarını yetkilendirme ilgili farklıklar karşısında nerede durduğunuzdan güvenilir değilseniz, aşağıdaki sualleri cevaplayın:

1-Çalışanlarıma inanıyor ve onların şirketimin en kıymetli yatırımı bulunduğunu hissediyor muyum?

2-Başkalarını yetkilendirmenin ferdi başarıdan fazlasını sağlayacağına inanıyor muyum?

3-Yetkilendirmek için potansiyel öncüler arıyor muyum?

4-Başkalarını kendi öncülük düzeyimden daha yukarıya çıkarmaya istekli miyim?

5-Öncülük potansiyeli olan insanları geliştirmek için zaman harcamaya istekli miyim?

6-Benim düşündüğüm şeyler için başkalarının takdir görmesini istiyor muyum?

7-Başkalarının kişiliklerini ortaya koymalarında yada emek harcama sürecinde özgürlük tanıyor muyum?

8-Yetkilerimi ve tesirimi potansiyel öncülere aktarmaya istekli miyim?

9-Başkalarının benim işimi almalarına istekli miyim?

10-Öncülük asamı yetkilendirdiğim kişilere vermeye istekli miyim?

Bu suallerin ansızın fazlasına “hayır” cevabı verdiyseniz, tutumunuzu düzeltmeye ihtiyacınız vardır. Başkalarına onlara sunabileceğiniz her şeyi verecek, kendinize de bunun size zarar vermeyeceğini bilecek kadar güvenmelisiniz.

HANGİ GÖREVLERİ  DEVRTEDECEĞİNİZE KARAR VERİN

Yaptığınız her işin üstüne düşünün ve işlerinizin şu dört başlık altında bir listesini çıkarın;

1-Devredilmesi mecburi olan işler Bunlar hakkaten de sizin yapmamanız ihtiyaç duyulan görevlerdir. Bu işler çoğu zaman devamlı yaptığınız yada ilgilenmekten hoşlandığınız  ve başkalarına vermekte isteksiz olduğunuz görevlerdir.

2-Devretmeniz ihtiyaç duyulan görevler Bunlar başkalarının oldukça başarıya ulaşmış bir halde yürütebilecekleri rutin işlerdir.

3-Devredebileceğiniz görevler Bunlar öteki çalışanların -tam anlamıyla kafi oldukları sürece-yapabileceği işlerdir

4-Bizzat yerine getirmeniz ihtiyaç duyulan görevler Sizin sorumluluğunuzun temelini oluşturan görevlerdir. Gelecekteki faaliyetleri planlamak, yeni personel seçmek, kişilerin performanslarını ve verimliliklerini gözlemlemek, onları desteklemek, değerlendirmek ve ödüllendirmek, bu tür görevlere örnek gösterilebilir.

BAŞKALARINA POTANSİYELLERİNE GÖRE YETKİ VERMEK

Kendinize devamlı şu suali mesele; “Doğru işleri doğru insanlara devrediyor muyum?”

Hedefiniz başlangıçta ufak, kolay görevler vermek, sorumluluklarını ve yetkilerini zaman içinde arttırmak olmalıdır. Çalıştığınız kişiler ne kadar tecrübesizse bu süreç de o denli uzun sürecektir. Fakat ne kadar deneyimsiz olursa olsunlar, onları tüm bu süreçten geçirmek önemlidir. Başkalarını yetkilendirirken aşağıdaki adımları kılavuz olarak kullanın:

YETKİLENDİRME ADIMLARI

İNSAN SEÇME

İnsan seçmek, birazcık gömü avına çıkmaya benzer. Ne aradığınızı bilmeniz gerekir. Hazineye rastladığınız süre onu derhal tanımanız da koşuldur.

1-  Iyi mi birine gereksinim duyduğunuzu bilin

Bunun için de;

a)  İşin gerektirdiği kilit görevleri tanımlayın. (İşin tanımlanması)

1-  İşi icra eden elemanın görevli olduğu ana görevler.

2-  Eğer var ise emir buyruk zinciri. Ast – üst durumu.

3-  İşin gerektirdiği sorumlulukların boyutu.

b)  Bu işe ne tür bir insanoğlunun uygun bulunduğunu tanımlayın. (Kişinin özelliklerinin belirlenmesi)

1-  Aranan kişisel nitelikler.

2-  Kabiliyetler ve başarılar.

3-  Karakter özellikleri

ADAYLARA PUAN VERİN

8-10 Kesinlikle evet

7-5  Olabilir.

4-2  olur görünmüyor.

1-0  Kesinlikle hayır.

1-Onları değerlendirin

İnsanları yetkilendirmenin ilk adımı onları doğru değerlendirmektir. Deneyimsiz kişilere fazla yetki fazlaca erken verirseniz, başarısız olabilirler. Deneyimli kişileri de işlerden soyutlarsanız, onları hayal kırıklığına uğratmış olmuş olursunuz.

“TEKLİF VE YÖNERGELERİN HAVADA KALMASINI İSTEMİYORSANIZ, İNSANLARA TAKATLERİNİ AŞAN GÖREVLER YÜKLEMEYİN.”  F.G.

Kimi zaman liderler başkalarının kabiliyetlerini yanlış değerlendirdiklerinde, gülünç sonuçlar ortaya çıkabilir. Mesela, Albert EINSTEIN’ ın hayatında bunu gösteren bir vaka vardır. Einstein 1898’ de, Münih Teknik Enstitüsü’ne girmek için müracaat etmiş fakat “hiçbir süre kafi olamayacağı” görüşüyle reddedilmiştir.

Eğittiğiniz insanoğlu güç kazanmaya başladıklarında an  muvaffak olmaları ve büyümeleri için ek fırsatlar verin. Her insanın başarıya ulaşmış olma potansiyeli vardır sizin göreviniz bu potansiyeli görmek, onu geliştirmek için neyin noksan bulunduğunu saptamak ve onları gereksinimleri olan şeylerle donatmaktır. Yetkilendirmeye niyet ettiğiniz kişileri değerlendirirken şu alanlara bakın.

BİLGİ  İnsanların onlara vermeye niyetli olduğunuz tüm görevleri gerçekleştirmek için neleri bilmeye gereksinimleri bulunduğunu düşünün.

BECERİ  Yetkilendirmek istediğiniz kişilerin beceri düzeylerini araştırın. Sizden, kabiliyetiniz olmayan bir mevzuda bir şeyler yapmanızın istenmesinden daha cesaret kırıcı bir şey olmaz. Bazı beceriler doğuştan gelir. Öteki maharetler ise emek harcama ve tecrübeyle öğrenilir.

ARZU  İnsanların başarıya ulaşmış olmaya istekleri yoksa, hiçbir düzeydeki maharet, informasyon yada potansiyel onlara destek olması imkansız. Fakat talep var ise yetkilendirme kolaydır.

2-Onlara Örnek Olun

“HER VAKİT DAVRANIŞLARLA ANLATMA, SÖLE ANLATMADAN DAHA İNANDIRICI OLMUŞTUR.”  F.G.

“BİLGİ EHEMMİYETLİ OLMASINA EHEMMİYETLİDİR, FAKAT DAVRANIŞ ÇOK DAHA EHEMMİYETLİDİR.”  F.G.

Kendinizi yönetmede göstereceğiniz muvaffakiyet başkalarını yönetmede göstereceğiniz muvaffakiyet için belirleyici olacaktır. Kendini yönetmede zaafiyetleri açıkça görülen birinin direktifleri şüphe ile nasihatları alay ile karşılanır. İnsanlar “sen kendine bak” deme arzusuyla doludurlar ve bu tümceyi sarf etmek için sanki yanıp tutuşurlar.

Bilgili,  maharetli, istekli insanoğlu dahi kendilerinden ne beklendiğini bilmek isterler. Onları bilgilendirmenin en iyi yolu göstermektir. İnsanlar gördükleri şeyi yaparlar.

İnsanlar en önce gördükleri şeylerden etkilenir. Çocuklarınız var ise bu vaziyeti muhtemelen gözlemişsinizdir. Çocuklarınıza ne yapmalar icap ettiğini söylemeniz ehemmiyetli değildir. Onların natürel eğilimleri sizlerden gördükleri şeyleri yapmalarıdır. Pek fazlaca insan sizin pozitif, güvenilir ve takdir edilir bir insan oluğunuza inanırsa sizi yaşamını etkileyen bir insan olarak görür. Dolayısıyla sizi daha iyi tanıdıkça ve gördüklerinden hoşlanmaya devam ederse onların gözündeki güvenilirliğiniz ve tesirinizde aynı seviyede artar.

Tutumlarınız ve emek harcama ahlakınızla onlara örnek olun. Kendi çalışmalarınıza katabileceğiniz her fırsatta yanınıza alın. Onlardan ne istediğinizi öğrenmeleri ve anlamalarının bundan daha iyi bir yolu yoktur.

Kuvvetsiz yöneticiler güçlü inan istemezler. Oysa kendinden daha yetenekli, daha bilgili, daha deneyimli insanları yöneticilik pozisyonuna en küçük zarar vermeden “buyruğunda” çalıştırabilir. Çevresi güçlü yönetici daha da güçlü algı edir.

“İyi bir insanoğlunun çevresinde her zaman bir ekip mevzularda kendisinden üstün insanoğlu olacaktır. Bu, öncülüğün kalite işaretidir. Kesinlikle bir ekip mevzularda sizden iyi olan insanları yönetmekten yada onları kendi altınızda çalıştırmaktan korkmayın. Onlar yalnızca işinizi kuvvetlendirir.”  Mid Park Inc. ‘in Başkanı  G.Alan BERNARD

3-Başarı göstermiş olmaları için olanak tanıyın  Onlara başarıya ulaşmış olabileceklerine inanmaları için destek olmalı ve onların başarıya ulaşmış olmalarını istediğinizi göstermelisiniz. Bunu iyi mi yaparsınız?

1Bunu bekleyin Siz ne derseniz deyin yada ne yapmış olursanız yapın, insanoğlu sizin hareketlerinizin arkasındaki niyetleri hissederler. Personellerinizin başarıya ulaşmış olmalarını umuyorsanız, bunu bileceklerdir.

2-Bunu dile kazancın  İnsanların, onlara inandığınızı ve başarıya ulaşmış olmalarını istediğinizi duymaya gereksinimleri vardır. Muvaffak olacaklarını bildiğinizi sık-sık dile kazancın

4- Yetkilerinizi onlara devredin İnsanlar, yalnızca kendilerine karar verme, hareket etme, sorun çözme ve zorlukları aşma fırsatı verildiğinde güçlü ve tesirli olabilirler. Başkalarına yetkilendirdiğinizde, onları sizin yetkiniz altında bağımsız olarak çalışabilme kabiliyetlerini geliştirmeye destek olmuş olursunuz. Biri bir işi sizin % 80 potansiyelinizle yapabiliyorsa onu seçin ve yetkilerinizi devredin.

5-Onlara güveninizi açıkça gösterin  Başkalarına inanmak ve bir görevi muvaffak olabileceğine güvenmek fazlaca kolay bir şey değildir. Zira bu, yetkinizin bir bölümünü onlara devretmeniz ve insanların, işleri kendi bildikleri şekilde yapmaları doğrultusunda taviz vermeniz mananına gelir. Eğer bu kişilere güveniniz yoksa, vaka; onların işlerine müdahale etmenizle sonuçlanır. Yetkilerini aktarınca, onlara inandığınızı söylemeli ve bunu açıkça yapmalısınız. Yetki aktardığınızda, bunun öteki çalışanlarca da bilinmesini sağlayın. Onlara karşı davranışları açısından bu ehemmiyetlidir.

6-Onlara geri bildirim verin Onlarla hususi olarak buluşun ve hatalı kararları ile ilgili destek olun. Ilk olarak, zor zamanlar geçirebilirler. Bu erken dönemde, eli açık bir verici olun. İhtiyaç duydukları yardımda bulunun. Yaptıkları tüm süreçleri kutlayın. İnsanlar takdir edilen şeyleri gerçekleştirirler.

7-Kendi başlarına devam etmeleri için özgür bırakın. Yetkilendirmek için kiminle çalışırsanız çalışın, aslolan hedefiniz onları iyi kararlar vermeleri ve kendi başlarına başarıya ulaşmış olmaları için özgür bırakmak olmalıdır.

Başkan Abraham Lincoln, öncülerini yetkilendirme ile ilgili bir ustaydı. Sözgelişi; 1864’de General Grant’ı birlik silahlı güçlerin başına atadığında şu iletisi yollamıştı: “Planlarınız hakkında bir şey bilmek istemiyorum. Sorumluluğu alın, uygulayın ve gerekirse beni desteğe çağırın.”

Bir yetkilendirici olarak tavrınız bu olmalıdır. Yetki ve mesuliyet verip, lüzumlu olursa yardım önerin.

YETKİ VE SORUMLULUK DEVRETMEDE DİKKAT İSTEYEN HUSUSLAR

1.   Uygun yetki ve sorumluluklar görevi en iyi şekilde yerine getirecek, en yetenekli asta devredilmelidir.

2.   Vazife verdiğiniz elemana bununla birlikte yetki ve mesuliyet da verin.

3.   Astlarınızı verdiğiniz görevden görevli tutun.

4.   Görevi astınıza verseniz bile, kendi üstünüze karşı tüm sorumluluğu üstlenin.

5.   Astınızı ilkin samimi bir halde yönlendirseniz bile sonradan onun yetki ve sorumluluklarına asla karışmayın. Karıştığınız süre yetki ve mesuliyet devretmiş olmayacağınızı ve bu şekilde göstermelik bir devrin astta öfke meydana getireceğini bilin.

6.   Astları yetiştirmek, onlara güvendiğinizi gösterip bağlılıklarını arttırmak için gerektiğinde en tecrübesiz asta bile yetki verin.

7.   Kendisine yüklenen sorumluluğu elinden vardığında yerine getirmeye çalışan bir astı asla cezalandırmayın.

8.   Verilen görevlerde, kabiliyetlerini kullanmaları için astları teşvik edin.

9.   Ihmal etmeyin tesir gücünüzü ve yeteneklerinizi, sadece yetki verme sanatı kanalıyla geliştirebilirsiniz.

10.  Birine bir iş devrederken iyi olmadıkları, yapmak için kafi donanıma haiz olmadıkları işleri, yalnız siz o işten kurtulmak istiyorsunuz diye devretmeyin. Ve devamlı ele geçirilecek neticelerle yakından ilgileneceğinizi açıkça ifade edin.

YÖNETİCİLERİN YETKİ VE SORUMLULUK DEVRİNE

YANAŞMAMA SEBEBLERİ

1.   Otoriteyi elden bırakmama isteği

2.   Yetki devrinin, ekip oluşturmanın bir aracı bulunduğunu görememe

3.   Neyi devredeceğini bilememe

4.   Iyi mi devredeceğini bilememe

5.   Yetki devrini bir yada iki elemanla sınırlama

6.   Devredilen yetkinin aynen kendileri şeklinde kullanılmasında ısrar

7.   Daha iyi elemanları kıskanma

8.   Elemanlara güvensizlik

9.   Davranışlarında ölçülü riziko alma korkusu

10. Elemanları geliştirmedeki eksiklikler

11. Yetkiden fazlaca mesuliyet devretme

TOPLANTI YÖNETİMİ

   Bir toplantının aslolan hedefinin pozitif yönde ve üretken sonuçlar ele geçirmek olduğunda hepimiz hem fikirdir. Sadece ne yazık ki bir fazlaca şahıs, katıldıkları toplantıların emeline erişmediğini ve toplantının başarısız bulunduğunu belirtmektedir.

Toplantının üretken ve netice alacak halde yönetilmesi aslına bakarsak fazlaca zor bir iş değildir. Öncesinden asla toplantı yönetmemiş olsanız bile, toplantı öncesinde ufak bir hazırlık yapmanız , size, o toplantının emeline uygun olarak neticelenmesi açısından uzun bir mesafe kat ettirmiş olacaktır.

  Bir çok toplantı aşağıdaki emellerden birine ya da bir kaçına erişmek emeliyle yapılır;

1-  Bir informasyon almak yada vermek için.

2-  Bir karar vermek için.

3-  Bir problemi tanımlamak, çözümleme etmek ya da çözmek için.

4-  Çatışmaları gidermek için.

5-  Mühim durumlarla ilgili duyguları vurgulamak için.

TOPLANTILARDA YÖNETİCİLERİN YAPMAMASI GEREKENLER.

1-  Belirsiz Gündem.

Nelerin tartışılacağı hakkında kısa bir ön informasyon vermeksizin insanları toplantıya çağırdığınızda organik olarak hazırlıksız geleceklerdir. Katılanlar ya tartışacakları mevzuya ilişkin bir emek harcama yapmadan gelecekler ya da kendi emek harcamaları ile toplantının mevzusu içinde bağ kuramayacaklardır. Tüm bunların sebebi gündemin belirlenip toplantı öncesinde azalara duyurulmamış olmasıdır. Toplantı öncesinde ne olursa olsun bir gündem belirleyin ve katılacaklara ilanın.

2-Meselenin yanlış konması

Toplantıdan pozitif netice alabilmeniz için tartışılan meselenin tam olarak ne işe yaradığını belirlemeniz ve bunu somut, hudutları belirli, tartışılabilir ve netice alınabilir halde ifade faktörüz gerekir.

3-Fertlere ilişik meseleleri toplantıya getirmek.

Bir kişiyle bire bir karşı karşıya gelmemek uğruna onun meselenini  toplantıya getirmeye teşebbüs etmeyin. Bu şekilde bir vaziyette tüm grubun saygısını ve desteğini yitirebilirsiniz.

Bir şahıs bir kaidesi çiğniyorsa direk o kişiyle konuşun. Kaideyi çiğnemeyenlerin boşuna vaktini almamış, çiğneyenleri de arkadaşlarının önünde aşağılamamış olmuş olursunuz.

4-Toplantıya uygun olmayan kişilerin iştirak etmesi.

Eğer bir meselesi çözmek istiyorsanız bu amaçla düzen ettiğiniz toplantıya katılacakları statülerine nazaran değil, meseleyle alakalarına ve uzmanlıklarına nazaran seçin.

5-Suçu birine yıkmak

Suçu birilerine yıkarak aradan sıyrılmak yerine meselesi çözmeye çalışın.

Öteki taraftan , eğer toplantıyı yöneten kişiler görevlerinin ehemmiyetini kavrayamamış olurlarsa, nüfuzlarını “gereksinim duyulan şekilde” kullanmakta yetersiz bırakılırlar.

TOPLANTI YÖNETİCİSİ ŞUNLARI YAPMALIDIR;

1-  Gündemi yakalamak ve ilerlemeleri bir neticeye bağlamak için kılavuzluk etmelidir.  Böylelikle toplantıya katılanlar sinirlenmez ve toplantının zaman kaybı bulunduğunu düşünmezler.

2-  Fark bakış açılarını desteklemek  Böylelikle katılımcılar fikirlerini ortaya koyma fırsatı bulmuş olurlar; kendilerini dışlanmış hissetmez ve incinmezler.

3-  Tartışmaları denetlemek  Böylece tüm görüşlerin dikkate alınabilmesi için süre

  kalır . Iştirakçilerin sayısı arttıkça, toplantıyı yönetmek ve denetlemek de güçleşir.

4-  Toplantıya katılacakların sayısı ve kim olduklarının belirlenmesi

Bir toplantının etkililiği, toplantıya katılanların sayısı ile yakından ilişkilidir. En yaratıcı ve mesele çözücü kararların beş, yedi, dokuz şeklinde tek sayılı ve ufak gruplarda verildiğine ilişkin pek fazlaca araştırma emaresi vardır. En yüksek etkililiğin beş kişilik gruplarda  görüldüğü belirlemiştir. Kimlerin toplantıya çağrılacağını  ve onlardan neler isteneceğini kararlaştırırken yapılacak işin niteliği ve katılacakların sayısını dikkate alın.

5-  Toplantıyı uygun bir halde sonlandırmak  Toplantının sonucunda ne ele geçirildiği ve kişilerin hangi görevleri üstlenecekleri netleşmiş olmalı.

6-  Kayıt tutmak  Alınan kararları kayada geçmek ,tekrar ki görüşmede ortaya çıkabilecek ihtimaller içinde yanlış anlamaları ve uydurma sebepleri ortadan kaldırır.

İnsanların bir fazlaca toplantının zaman ve çaba kaybı olduğu neticenine varmaları, ekseriyetle o toplantılardaki yetersiz yönetim ve katılım fırsatı eksikliğinden oluşur.

GÜNDEM METNİ NEDEN EHEMMİYETLİDİR?

Gündem metni, toplantıya katılan herkesi belirli bir rotada tutacak bir pusula görevi icra eden ,bir emek harcama programıdır. Bu şekilde bir metni hazırlamanın emeli ,en ehemmiyetsiz mevzunun en fazla vakiti almasını engellemektir.

İdeal bir “gündem metni” şunları ihtiva eder:

1-  Toplantının emeli, zamanı, vakiti ve yeri.

2-  Iştirakçilerin isimi.

3-  Tartışılacak mevzu başlıkları.

4-  Sorun yada ihtilaf yaratan mevzular.

5-  Öteki işler.

6-  Bir sonraki toplantının zamanı.

TOPLANTININ YAPILACAĞI  YER VE YERLEŞİM NASIL OLMALI?

Kafi ısı, ışık, hava bulunmalı, kahve-çay-su servisi yapılabilmeli, katılımcılar rahatsız edilmemeli ve her insanın oturacağı sayıda iskemle olmalıdır. En mühim ve çoğu zaman en fazlaca unutulan iki şey şunlardır.

1-  Görüşmede hepimiz herkesi görecek şekilde oturmalı.

2-  Toplantıyı yöneten kişinin konumu ne olursa olsun, hep beraberce göz teması kurabilmesini sağlayacak bir konumda olmalıdır.

BAŞARILI BİR TOPLANTININ FAYDALARI

1-  Katılanlar daha geniş informasyon sahibi olurlar.

2-  İnsanlar, görüşlerini ortaya koyacak ortamı bulurlar.

3-  Hepimiz ötekinin görüşlerini araştırma ve değerlendirme fırsatı bulur.

4-  Bir antak kalma sağlanır.

5-  Kararlara varılır.

6-  İnsanlar alınan kararları kabul etmeye daha eğilimli olurlar. Bu sebeple onların alınması mertebesinde kendileri de rol üstlenmişlerdir.

7-  Bir an ilkin harekete geçilir.

8-  İşlerin üstesinden gelinir.

TOPLANTI ESNASINDAKİ KAİDELER

1-Toplantıya vaktinde başlayın, katılanları bu mevzuda ikazın. Eğer geç gelenleri beklerseniz vaktinde gelenlere haksızlık yaptığınız düşünülebilir. Geç gelenlerin beklenerek ödüllendirildiği, vaktinde gelenlerin cezalandırıldığı şeklinde bir izlenim oluşturmaktan kaçının.

2-Uygunsa ayakta yapın. Bu yöntem toplantıyı hızlandırır ve çabuk sonuçlandırır.

3-Görüşmede konuşmaları dikkatle kulak verin. Konuşmaları not ederek dinlediğinizi belli edin. Bu davranışınız karşınızdaki kişiye sizi dikkate alıyorum izlenimi verir.

4-Toplantının akışını sağlayın, yan mevzulara sapılmasına müsaade etmeyin. Toplantıları aksatacak kesintileri önleyin. Görüşmede başka mevzular ortaya atan kişilere nezaketle engel olun. Kaba davranmaktan kaçının. Zira hepimiz mağdur olanı meblağ ve ona destek olur.

5-Toplantıya katılan herkesi münakaşaya sokun. İçe dönük kişileri konuşturun. Fazlaca konuşan sık-sık söz alan kişileri de sınırlayın. Kişilere gerektiği kadar söz hakkı verin.

6-Toplantının genel emelini her an göz önünde bulundurun. Kendi fikrinizi en sona gizleyin. Ilkin toplantıya katılanların görüş ve tekliflerini alın, değerlendirmenizi yapın.

7-Toplantılara devamlı size destek olacak kişilerle katılın. İstediğiniz doğrultuda karar almak için sizi destekleyen ve sizin fikrinde olanlara ilk olarak söz verin. Bu takdirde çekimser olanlar da sizin tarafınıza geçecek, karşı olanlar ise açıkça itiraz etmekten çekinecektir.

8-Görüşmede katılanları daima dinamik ve enerjik tutun. Bunu ara ara- konuşmanızdaki ses tonlarıyla, mevzuyu değiştirerek, ara vererek yada bir fıkra anlatarak sağlayın.

9-Toplantıya katılanları fırça atmayın ve utandırmayın. Onları yalnız kaybetmekle kalmaz, karşınıza almış olmuş olursunuz. Duyguların ehemmiyet vermediği toplantılar kırıcı olur. Toplantılar insanların eşya şeklinde görülmediği onların gereksinimlerine yer verildiğinde başarıya ulaşmış olur.

10-Görüşmede devamlı ‘hayır’ demek istediğinizde çekinmeden ‘hayır’ deyin ki, ‘evet’ diyince karşınızdaki size inansın.

11-Alınan kararların tüm ilgililere duyurulmasını sağlayın.

12-Alınan kararların uygulanmasını sağlayın. Fakat ilkin kendiniz, kendi kararlarınıza uyun ve uygulamada örnek olun.

13-Uygulamayı zaman-zaman takip ve deneyin. Uygulamada aksaklık yada eksiklik var ise, mevzuyu yine toplantıya ( gündeme ) kazancın. Ve düzeltici önlemler aldıktan sonrasında tekrar-tekrar  uygulayın ve uygulatın.

  YÖNETİMDE ETKİLİ VE VERİMLİ EMİR VERME TEKNİKLERİ

1.   Komut uygun ve mümkün olmalıdır: Kişiye kapasitesinin üstünde ( informasyon, beceri ve kabiliyetinin üstünde ) yapamayacağı bir buyruk vermek de doğru değildir. Hatta tepki da yaratır.

Verilen emrin yerine getirilmemiş olması, yöneticinin otoritesini ve disiplinini sallar. Onun için astlardan devamlı olanak dahilinde olanı istemek ve beklemek başlıca prensiplerdendir.

2.   Emir tam olmalıdır: Emir, emir alanın zihninde ne yapılması gerektiği hususunda rastgele bir sual bırakmamalıdır.

3.   Emir hizmetle ilgili olmalıdır: Hizmet dışı hususi buyruklar de verilmemelidir. Hususi emir, amirin otoritesini zayıflatır, resmi mesafeyi kaldırır ve resmi işleri aksatır.

4.   Emir özendirici olmalıdır: Astlar buyruğu isteyerek, seve seve yerine getirmelidir. Bu da amir tarafınca, buyruğun sebepleri açıklayarak, buyruğun emeli belirtilerek ve astlar ikna edilerek sağlanır.

Ayrı olarak emir verme esnasında, memurun fikri ve görüşü de alınabilir. Böylelikle memurun çabası teşvik edilmiş olur.

5.   Amirler emir verirken aşama atlamamalı yada verdikleri buyruktan onları da haberdar etmelidir.

6.   Amir emir verirken gereksinim duyulan kaynakları da sağlamak zorundadır. Ters halde verilen emir uygulanamaz ve bundan işyar sorumlu tutulamaz.

7.   Amir verdiği buyruklara ilkin kendisi uymalıdır: Amir, asla ‘yaptığımı değil dediğimi yap’ vaziyetine düşmemelidir.

8.   Emir verirken astların ruhsal istikameti dikkate alınmalıdır.

9.   Verilen emirler unutulmamalıdır.

10. Verilen emirler devamlı izlenmeli ve denetim edilmeli: İzlenmeyen ve denetim edilmeyen buyruk üç gün sonrasında gevşemeye, yedi gün sonrasında da kendiliğinden uygulanmamaya başlayabilir.

11. Emirlerin sonucu istenmelidir: İzlenmeyen yada sonucu istenmeyen bir buyruk, uygulanıp uygulanmadığı bilinmeyen bir emirdir. Oysa emirler daima uygulanmak için verilir. Fakat buyruk takip edilmezse ve sonucu istenmezse uygulanmayabilir.

BİR KİŞİNİN YAPABİLECEĞİ BİR İŞ İÇİN ASLA İKİ KİŞİ GÖNDERMEYİN.

  AMAÇLANMIŞ YAŞANTI İÇİN

1.   Ne istediğini bilmiyorum gerekir.

2.   Ne yapabileceğimi bilmiyorum gerekir. Ne mübalağan, ne küçümseyin. Yeteneklerinizi tespit edin.

3.   İstek ve kabiliyeti gerçeğe uydurmak gerekir.

4.   Ulaşmak istediğim şeye ulaşmada nelerden vazgeçmem gerektiğine karar vermem gerekir.

Bir insan kendine olan itimatını yitirmişse, başkaları tarafınca kolayca yönlendirilebilir.

Hayatta ne istediğinizi hakkaten biliyor musunuz?

a.   Bunu hakkaten istiyor muyum?

b. Yoksa başkalarının hoşuna gitsin diye mi isterim?

YÖNETİMDE ZAMAN TUZAKLARI

“VAKTİNİZİ LÜZÜMSUZ İŞLERLE VE SÖZLERLE NE ÇALIN NE DE ÇALDIRIN… ZAMAN ANAPARADIR. ONU İSRAF EDİP HEBA ETMEYELİM.  F.G.

1.   Ziyaretçiler ( Konuklar ) yöneticilerin en büyük süre tuzağıdır.

2.   Gereksiz toplantılar.

3.   Karasızlık.

4.   Plansızlık.  Hedefleri saptamak ve onlara erişmek, zamanı verimli kullanmada mühim bir yer meblağ. Eğer ne yapmanız icap ettiğini bilmiyorsanız, işe nereden başlayacağınızı da bilemezsiniz. Nelerin mühim bulunduğunu, nelerin yapılması icap ettiğini bilirseniz, olayların sizi yönlendirmesini engeller ve siz vakalara yön verirsiniz.

Hedef saptamak fazlaca faydalıdır. Hedeflerinizi bilmeniz süre kaybetmenizi önler. Hedeflerinizi verimli bir halde saptamak için şunları yapmalısınız;

1-  Erişmek istediğiniz hedef üstünde kafa yorun.

2-  Düşüncelerinizi başka biriyle tartışın.

3-  Halletmeye karar verdiğiniz şeyleri kağıda dökün.

5.   Yönetimde zamansızlığın en büyük nedenlerden biri de yetki tekelciliği doğrusu merkeziyetçiliktir. (Başkaları tarafınca yapılması ihtiyaç duyulan yada başkasının yapabileceği işleri yapmak.) Astlarına yetki devretmeyen bir yöneticinin normal olarak zamanı olmaz, yönetimde rutin işler içinde boğulur kalır. Fakat astları da boş oturur ve süre doldurur. Bu yüzden yönetimde süre kazanmanın ve zamanı en iyi kullanmanın bir yolu da yetki devridir. Yetki devretmeyen bir yönetici ‘yönetmiyor’ anlamına gelir. Eğer yetkilerinizi devretmezseniz;

1-  Zamanınız başkalarının yapacağı işleri yapmakla geçecek.

2-  İnsanlar, bir zorlukla karşılaştıklarında sizin o güçlüğü onların yerine çözeceğinizi kısa zamanda öğreneceklerdir.

3-  Yapmanız ihtiyaç duyulan işleri yapması imkansız hale geleceksiniz.

6.   Ast-üst ilişkilerindeki aksaklıklar da bir fazlaca süre kabına neden olur. Toplantılarda yöneticiyle görüşmek için gelen astların gelip uzun süre beklemesi mühim bir süre kabıdır. Oysa yöneticinin vakti kadar astarın vakti de önemlidir. İşlerin devamlı ve tertipli yürütülmesinden astlar mesuldür.

Fazlaca çalışmak hiçbir süre verimli olmak değildir. Meydana getirilen araştırmalar 8 saatin üstünde çalışıldığında verimin hızla düştüğünü kanıtlama etmiştir.

Etkili bir planlamayla çalışılan her saat, uygulamada kişiye üç ya da dört saat kazandırır ve daha iyi sonuçlar sağlar.

“ Zamanının ve enerjinin çoğunu netice üretebileceğin alana yatır. Üretken olmayan işler için boş zamanlarını kullan.”

YÖNETİMDE ZAMANI İYİ KULLANMA KAİDELERİ

1.   Planlama yapın.

2.   Günlük yapılacak işler sıralaması oluşturun. Sıralama hazırlamak örgütlü olmanın kilit eylemidir. Listeler, önceliklerinizi yansıtmalı ve hayata geçirmeye niyet ettiğiniz işlerin detaylarını içermelidir. Yapılacak işleri oturup yazmak onları yarı yarıya yapmış olmak anlamına gelir.

3.   Sizin yapmanız gerekmeyen işleri başkalarına verin. Bunu yaparken de, istediğiniz sonucu alabilmek için, işi verdiğiniz kişilere günü gününe mesuliyet yükleyin.

4.   Yazman çalıştırın. ( Sizi arayanlara muhatap olarak süre kaybınızın bir bölümünü önleyebileceksiniz. )

5.   Maiyetinizde çalışanlara sizinle görüşmeleri için belli bir saat tanıyın ve evvelinde planlayarak tüm sorunların bu süre içinde ele alınmasını sağlayın.

6.   Kendi büronuz yerine toplantıları başkalarının odalarında yapın. Böylece veda edip çıkmak kolay olur.

7.   Toplantıları sadece gerektiği süre yapın ve lüzumlu insanları alın.

8.   Günlük mecburi işleri yaptıktan sonrasında kendinize süre ayırın.

9.   Basit üstü baskıların üstesinden gelebilmek için işe ara verin.

10. Okumak, ferdi gelişiminizi sağlamak, başka bir deyişle maharetler kazanmak ve kişisel ilişkiler oluşturmak için kendinize zaman ayırın.

MESELE ÇÖZME

Meselesi belirledikten sonrasında, kendinize şu sualleri sorun;

1.   Meselesi çözmek için acilen harekete geçmem mi gerekiyor, yoksa onu inceleyecek vaktim var mı?

2.   Başkalarına da müracaat etmeme gerek kalmış mıdır?

3.   Sorun ile ilgili daha çok bilgiye ihtiyacım var mı?

Bir meselesi çözmek zor iş sanılır; oysa meselenin temelindeki sebebi yada meselenin iyi mi oluştuğunu biliyorsanız, iş son aşama kolaydır.

  MESELE ÇÖZME  ADIMLARI

1-  MESELESİ TANIMLAMA: İyi tanımlanmış bir sorun, yarı yarıya çözülmüş bir meseledir. Bir meselenin varlığını, emarelerini görerek anlarsınız. Fakat bu emareler meselenin kendisi değildir. Her meselenin temelinde nedenler vardır. Bununu en güzel örneği ‘sivrisineği öldürmek yerine, bataklığı kurutmak’ özdeyişidir. Sivrisinek yalnızca meselenin emaresidir. Belirtiyi gidermek meselesi çözmeye yetmez.

Meselenin köküne inmenin en iyi yollarından biri ‘niçin’ sualini sormaktır.

İlk evrede, meseleye sebep olan olası nedenler üstünde düşünün. Başkalarına kulak

verirken bir taraftan da ele geçirdiğiniz verileri inceleyin.

2- BİLGİ TOPLAMA: Sorun çözmede en ehemmiyetli adım, gereksinim duyulan detayları toplamaktır. Bu sebeple bir meselesi anlamadan kesinlikle çözemezsiniz.

Informasyon toplarken dedikodulardan fazlaca gerçekleri araştırın. İnsanlar size meseleleri anlatırken, içinde bulundukları duygusal vaziyetlerini tespit edin. Örnekleri inceleyin, evvelinde benzer meselelerle karşılaştınız mı? Çözümünüz ne oldu? Sadece, her meselesi bir evvelki şeklinde çözmeye çabalamayın. Yalnızca dikkate alın. Hem de öteki yöneticiler aynı meseleleri iyi mi çözmüşler, araştırın ve onlardan istifade edin.

3- MANTIKLI FARAZİYELER YAPMA: Meseleyle ilgili tüm detayları derlediğinizde mantıklı faraziyeler yaparak meselesi çöze bilirsiniz.

4-   ÇÖZÜM SEÇENEKLERİ GELİŞTİRME: Verilen kararın sağlıklı olabilmesi için olabildiği kadar fazlaca tercih geliştirmek gerekir. Bir meselenin bir tek hal şekli

yoktur, bir fazlaca alternatifi vardır. Yapacağınız şey bu tarz şeyleri ortaya çıkarmaktır. Ehemmiyetli olan, içinden en uygun olan çözüm yolunu seçmektir.

Başka insanların görüşlerini ve tekliflerini toplayıp bunların içinde seçim yapmak, size kendi başınıza asla bulamayacağınız yeni fikirlerden ve seçeneklerden oluşan geniş bir birikim desteği sağlar.

Problemler karşısında, alternatifler olmadığında en uygun karar verme yöntemi asla karar vermemektir. Kısaca problemi ve çözüm yolunu ( sonucu ) ertelemektedir.

5-   HER ÇÖZÜM YOLUNU ANALİZ ETME: Bu mertebede, geliştirilen her çözüm

yolunun ( seçeneğin ) yapılabilirliğini çözümleme etmek, her çözümün mahzurlarını ve faydalarını çözümlemek gerekir. Bu sebeple her çözümün bir fiyatı vardır. Her bir şey parasız değildir. Süre ve çaba bile bir bedeldir.

Probleminin çözüm seçeneklerini değerlendirirken mümkün olmasıyla birlikte fazlaca etkeni dikkate almak ve en iyi çözüm seçeneğini bulmak zorundasınız. Bunun için sorununuzun;

a)  Kısıtlayıcı etmenleri nedir.

Giderler—  ne kadar ödeyebilirim?

Ele geçirme—ne süre satın alabilirim? Getirebilirim?

Süre— ne kadar vaktim var?

b)  seçeneklerin artıları eksileri nedir?

c)  Olasılıklar nedir?

Tahmininize nazaran ;  Büyük bir ihtimalle mı işe yarar,

Bir ihtimal mi işe yarar,

Namüsait mi?

d) Ne olur ne olmaz son kez gözden geçirin.

6.   BİR ÇÖZÜM YOLU SEÇME: Seçtiğiniz çözümün problemi giderici ve önleyici olup olmadığına dikkat etmelisiniz.

7.   SEÇİLEN ÇÖZÜMÜ UYGULAYIN: En iyi çözüm bile eğer kağıt üstünde kalıyor ve uygulanmıyorsa  asla kıymeti yoktur. Çözümün gerçekleşmesi için uygulama gerekir.

Bu amaçla uygulama süresi ve yöntemi tespit etmeli , sorululuklar dağıtılmalı: kim, neyi, iyi mi ve ne süre meydana getirecek açıkça ortaya konmalıdır.

8.   İZLEME VE DEĞERLENDİRME: Uygulamaya konan her şey izlenmeli ve değerlendirilmeli, gerekirse düzeltici önlemler alınmalı ve tekrardan uygulamaya konulmalıdır.

SONUÇ: Yönetim, problemsiz olmaz, yönetici problemsiz kalmaz. Yöneticinin varlığının sebebi sorun çözmek ve karar vermektir. Fakat iyi yöneticiler, daha sorun doğmadan ve kriz oluşmadan tedbir alırlar. Böylece sorunları kolay atlatırlar ve mesele çözmede başarıya ulaşmış olurlar.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here